Hukuk sistemimizde Yabancı uyruklu birini evlat edinme süreci sadece manevi ve duygusal bir aile bağı kurmanın çok ötesine geçen ve uluslararası hukukun kesişim noktasında yer alan son derece karmaşık bir yasal prosedürler bütünüdür. Farklı ülkelerin birbirine uymayan hukuk sistemleri, uluslararası sözleşmelerin bağlayıcı hükümleri ve yerel emredici mevzuatların bir arada değerlendirilmesini gerektiren bu yasal kurum, en başından sonuna kadar titizlikle yürütülmesi gereken bir adli yolculuğu ifade etmektedir. Hedeflenen aile birliğinin yasal olarak sağlam ve sarsılmaz temellere oturtulması, ileride yaşanabilecek uluslararası hukuki ihtilafların ve geri dönülemez hak kayıplarının önüne geçmek adına hayati bir önem taşır. Bu sebeple yasal işlemlerin hiçbir aşamasının tesadüflere bırakılmadan usul ve esas kurallarına tam riayet edilerek profesyonel bir hukuki danışmanlık rehberliğinde yürütülmesi kesin bir zorunluluk teşkil etmektedir. Hazırlanan bu detaylı ve kapsamlı hukuki makalede, yabancılık unsuru taşıyan evlatlık ilişkisinin kurulması aşamaları, zorunlu mahkeme süreçleri, başvuru şartları ve uluslararası yargı boyutları potansiyel müvekkillerin ihtiyaç duyacağı tüm ayrıntılarıyla incelenmektedir.
Yabancı Uyruklu Birini Evlat Edinme Hukukunda Yabancılık Unsuru
Uluslararası aile hukuku işlemlerinin içerisine farklı bir ülke vatandaşlığı girdiğinde, uyuşmazlığa doğrudan ve sadece Türk Medeni Kanunu hükümlerini uygulamak tek başına yeterli olmamaktadır. Tam bu noktada Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kuralları devreye girerek uyuşmazlığın veya yasal talebin hangi ülkenin hukukuna göre çözüme kavuşturulacağını belirlemektedir. İlgili kanunun on sekizinci maddesi emredici bir hüküm olarak evlat edinme ehliyeti ve bu işlemin temel şartlarını, her bir tarafın işlemin yapıldığı andaki milli hukukuna tabi tutmuştur. Başka bir deyişle, sürece dahil olan hem evlat edinenin hem de evlat edinilenin kendi vatandaşı oldukları ülkelerdeki yasal kapasiteleri mahkeme tarafından ayrı ayrı değerlendirilmek zorundadır. İşlemin doğuracağı hukuki sonuçlar ve soybağı ilişkileri ise doğrudan doğruya evlat edinen kişinin milli hukukuna bağlanarak yasal bir güvence altına alınmıştır. Eğer evli eşler birlikte hareket ediyorsa ve ortak bir karar alıyorlarsa uygulanacak hukuk sırasıyla eşlerin müşterek milli hukuku, müşterek mutad mesken hukuku veya en nihayetinde Türk hukuku olarak kademeli bir şekilde tespit edilmektedir.
İlgili alanda uygulamada karşılaşılan en büyük hukuki zorluklardan biri de farklı hukuk sistemlerinin evlat edinme kurumuna olan temel bakış açısıdır. Örneğin bazı İslam hukuku ülkelerinde klasik ve batılı anlamda bir evlat edinme kurumu bulunmamakta olup bunun yerine kefalet yani uluslararası adıyla kafalah kurumu yasal olarak uygulanmaktadır. Yargıtay ve uluslararası yargı mercileri, bu kefalet kurumunun evlat edinme ilişkisine yaklaştığı ölçüde koruyucu aile ve evlat edinme müesseseleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dair önemli içtihatlar geliştirmiştir. Türk mahkemeleri nezdinde yabancı uyruklu birini evlat edinme davası açıldığında, çocuğun geldiği menşe ülkenin hukukunda yer alan bu tür özel koruma tedbirlerinin Türk hukuku ile nasıl bağdaştırılacağı ancak alanında tecrübeli ve uzman hukukçuların detaylı analizleriyle mahkemeye sunulabilir. Yapılacak en ufak bir yanlış hukuki nitelendirme, yetkisizlik veya esastan ret kararlarıyla davanın tamamen kaybedilmesine yol açabilmektedir.
Lahey Sözleşmesi Kapsamında Uluslararası Prosedürler
Türkiye Cumhuriyeti devlet otoritesi, ülkelerarası evlat edinme işlemlerinde hukuki güvenliği en üst düzeye çıkarmak ve çocuk haklarını korumak amacıyla Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinme Konusunda İşbirliğine Dair Lahey Sözleşmesi metnine taraf ülke olarak imza atmıştır. Bahsi geçen bu uluslararası sözleşme, dünyada giderek artan çocuk ticaretini, sınır aşan çocuk kaçırılmasını ve her türlü sömürüyü kesin olarak engellemek maksadıyla taraf devletler arasında işlemlerin tamamen şeffaf ve çocuğun üstün yararına uygun olarak yürütülmesini garanti altına alan çok sıkı ve denetlenebilir prosedürler öngörür. İlgili taraf devletler arasında yürütülecek tüm yasal işlemler doğrudan yetkilendirilmiş resmi merkezi makamlar aracılığıyla koordine edilmek mecburiyetindedir. Türkiye Cumhuriyeti adına bu kritik merkezi makam görevini ve uluslararası denetim yetkisini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı üstlenmektedir.
Uluslararası sözleşmenin yasal yapı taşlarını oluşturan en temel ilkeler arasında çocuğun yüksek yararının mahkemelerce mutlak surette gözetilmesi, işlemden hiçbir şekilde maddi veya haksız bir çıkar sağlanmaması ve çocuğun menşe devletinin bu işleme kendi resmi makamlarıyla açıkça onay vermesi yer almaktadır. Yabancı uyruklu birini evlat edinme adımlarının Lahey Sözleşmesi emredici kurallarına uygun yapılması, verilecek kararın diğer taraf devletlerde kendiliğinden ve sorunsuz bir şekilde tanınmasını sağlamaktadır. Sözleşmenin yirmi üçüncü maddesi gereğince, merkezi makamlar tarafından onaylanan yasal işlemler için hedef ülkede ayrıca uzun ve masraflı süren bir tanıma ve tenfiz davası açılmasına gerek kalmaksızın doğrudan ilgili nüfus kütüğüne tescil işlemi idari yoldan yapılabilmektedir. Almanya, Hollanda veya Fransa gibi taraf Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşları da bulundukları ülkenin yetkili merkezi makamı üzerinden resmi müracaatlarını gerçekleştirerek bu çok avantajlı otomatik tanıma mekanizmasından faydalanma imkanına sahip olmaktadır.
Türk Medeni Kanunu Kapsamında Küçüklere Yönelik Şartlar
Milletlerarası sözleşmelerin ve usul kurallarının yanı sıra Türk maddi hukukunun emredici şartlarının da mahkemeler nezdinde eksiksiz olarak yerine getirilmesi katı bir hukuki zorunluluktur. Türk Medeni Kanunu, evlat edinecek kişilerin ebeveynlik sorumluluğunu taşıyabilecek belirli bir yaş ve evlilik olgunluğu kriterini karşılamasını tartışmasız bir şekilde şart koşmuştur. Eşlerin birlikte bir çocuğu evlat edinebilmeleri için kesintisiz olarak en az beş yıldan beri resmi şekilde evli olmaları veya her ikisinin de otuz yaşını tam olarak doldurmuş bulunmaları kanuni bir ön şarttır. Evlilik birliği dışında tek başına yasal yollara başvurmak ve ebeveyn olmak isteyen bekar bireyler için de otuz yaşını doldurmuş olma koşulu mutlak bir kural olarak uygulama alanı bulur. Eğer eşlerden biri diğerinin öz çocuğunu üvey evlat statüsünden çıkarıp evlat edinmek istiyorsa bu durumda en az iki yıllık resmi evlilik geçmişi veya yine otuz yaş kriterinin mahkeme huzurunda ispatlanması gerekmektedir.
Kuşak farkının ve doğal aile hiyerarşisinin yasal zeminde korunması kanun koyucu tarafından büyük bir hassasiyetle ve önemle vurgulanmıştır. Bu hukuki sebeple evlat edinen birey ile evlat edinilen kişi arasında asgari on sekiz yaş fark bulunması emredici bir yasal zorunluluk olarak kanunda yer alır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında bu aranan yaş farkının sağlanmaması durumunda, tarafların rızası olsa dahi davanın kamu düzeni gerekçesiyle kesin surette reddedileceği çok net bir biçimde karara bağlanmıştır. Yaş şartlarına ek olarak, çocuğun resmi olarak evlatlık statüsü kazanmadan önce kesintisiz olarak en az bir yıl süreyle evlat edinecek kişi veya eşler tarafından bakılmış, gözetilmiş ve eğitilmiş olması da yasal olarak aranan zorunluluklar arasındadır. Bu bir yıllık mecburi geçici bakım süresi, taraflar arasındaki aile uyumunun devletin uzmanları tarafından tespit edilmesi açısından çok hayati bir deneme evresi olarak işlev görür.
Dava sürecinin en kritik adımlarından bir diğeri ise küçüğün biyolojik anne ve babasının açık ve hukuken geçerli rızasının alınması aşamasıdır. İlgili kanun maddelerine göre bu yasal rıza ancak çocuğun doğumundan itibaren altı hafta geçtikten sonra hukuki geçerlilik kazanacak şekilde verilebilir ve mutlaka ilgili mahkeme huzurunda resmi bir tutanağa geçirilmesi şarttır. Biyolojik ebeveynler verdikleri bu yasal rızayı altı hafta içinde mahkemeye başvurarak geri alabilirler ancak ikinci kez verilen rıza hukuken kesinleşir ve hiçbir şart altında geri alınamaz. Sadece istisnai durumlarda, ebeveynlerin kim olduğunun veya nerede oturduğunun çok uzun süredir resmi makamlarca bilinmemesi, ayırt etme gücünden kalıcı ve sürekli olarak yoksun olmaları veya çocuğa karşı ebeveynlik özen yükümlülüklerini çok ağır şekilde ihlal etmeleri durumlarında aile mahkemesi kararıyla rıza şartı aranmaksızın yasal işlemlere devam edilebilmektedir.
Yabancı Uyruklu Birini Evlat Edinme Sürecinde Erginlerin Statüsü
Toplumda ve kamuoyunda genellikle sadece küçük yaştaki çocukların hukuki yollarla evlat edinilebileceği yönünde oldukça yaygın ve eksik bir hukuki algı bulunsa da, on sekiz yaşını doldurmuş ergin kişilerin veya mahkeme kararıyla kısıtlanmış bireylerin de yasal yollarla bir aileye katılması hukuken mümkündür. Türk Medeni Kanununun üç yüz on üçüncü maddesi bu özel durumu küçüklere nazaran çok daha katı ve sınırlayıcı şartlara bağlayarak özel olarak düzenlemiştir. İlgili yasal düzenlemeler ışığında yabancı uyruklu birini evlat edinme işlemi eğer ergin bir bireyi hedefliyorsa kanunda sınırlı sayıda sayılan üç alternatif yasal şarttan en az birinin şüphesiz ve ispatlanabilir olarak gerçekleşmiş olması zorunludur.
Bu zorunlu alternatif şartlar incelendiğinde; ilk olarak bedensel veya zihinsel engeli sebebiyle sürekli başkasının yardımına muhtaç bir kişinin en az beş yıl süreyle evlat edinen tarafından şefkatle bakılmış olması kuralı karşımıza çıkar. İkinci alternatif, evlat edinilecek kişiye küçükken en az beş yıl süreyle kesintisiz olarak bakılıp eğitim verilmiş olmasıdır. Üçüncü ve son alternatif ise haklı hukuki sebeplerin varlığıyla birlikte tarafların en az beş yıldan beri bir aile halinde aynı çatı altında birlikte yaşamış olması durumlarıdır. Yargıtay içtihatlarında özellikle belirtildiği üzere, bu aranan beş yıllık fiili bakım veya birlikte yaşama süresinin mahkemede dava açılış tarihi itibarıyla mutlaka ve eksiksiz olarak dolmuş olması gerektiği açıkça vurgulanmaktadır.
Erginlerin yetkili mahkemelerce evlat edinilmesi dava sürecinde dikkat edilmesi gereken en mühim usul noktalarından bir diğeri ise, evlat edinecek kişinin hali hazırda var olan öz altsoyunun yani kendi biyolojik çocuklarının açık ve yazılı hukuki muvafakatinin bulunması mecburiyetidir. Bu açık rıza beyanı dava dosyasına sunulmadıkça davanın mahkemece kabulü yasal olarak imkansızdır. Bununla birlikte çok önemli bir hukuki ve doktrinel detay olarak Yargıtay ilgili daireleri, evlat edinenin önceden yasal yollarla evlat edinmiş olduğu başka evlatlıkların bu rızası aranan altsoy kavramına dahil edilmediğine dair yerleşik kararlara imza atmıştır. Yani daha önceden edinilmiş bir evlatlığın rızasına kanunen hiçbir şekilde gerek duyulmamaktadır. Şayet evlat edinilecek ergin kişi hali hazırda bir evlilik birliği içerisindeyse kendi yasal eşinin de bu hukuki evlatlık ilişkisine mahkeme huzurunda rıza göstermesi mutlak şartlar arasındadır.
Yabancı Uyruklu Birini Evlat Edinme Şartları ve İkamet Kriterleri
Türkiye sınırları içerisinde fiilen yaşayan ve yasal hukuki süreci doğrudan buradan başlatmak niyetinde olan yabancı ülke vatandaşlarının Türk kanunlarına ek olarak sağlamaları gereken çok spesifik ve sıkı idari koşullar bulunmaktadır. Her hukuki adımdan önce başvuru sahibinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde en az bir tam yıl süreyle kesintisiz ve hukuken geçerli bir ikamet iznine sahip olması öncelikli bir devlet şartıdır. Bu aranan kesintisiz yasal oturma izni, kişinin Türkiye ile olan fiili ve hukuki bağını, ayrıca yerleşik ve düzenli aile hayatını devlet makamlarına kanıtlaması açısından zorunlu tutulmuştur.
Bunun yanı sıra yasal başvuru sahiplerinin sadece Türkiye Cumhuriyeti resmi makamlarından değil aynı zamanda kendi vatandaşı oldukları yabancı menşe ülkelerinden de adli sicil kaydının tamamen temiz olduğunu resmi yollarla ve uluslararası onaylarla belgelendirmeleri icap eder. Herhangi bir yüz kızartıcı suç geçmişinin veya ağır ceza kaydının bulunması idari aşamada bakanlık tarafından başvurunun doğrudan ve kesin reddi ile sonuçlanır. Ayrıca fiziksel ve ruhsal sağlığın ebeveynlik ve bakım sorumluluklarını üstlenmeye tamamen elverişli olduğunu kanıtlayan, tam teşekküllü devlet hastanelerinden alınmış çok detaylı sağlık kurulu raporları da müracaat dosyasına muhakkak eklenmelidir. Ailenin genel refah seviyesini ve çocuğa gelecekte sunulacak yaşam imkanlarını açıkça göstermek adına yeterli mali güce sahip olunduğunu belgeleyen resmi gelir beyanları, vergi levhaları ile gayrimenkul mülkiyet evrakları sürecin idari omurgasını oluşturmaktadır.
Başvuru Aşaması Gerekli Belgeler ve Geçici Bakım Süreci
Görevli mahkeme nezdindeki asıl dava sürecine geçilmeden önce bakanlık nezdinde yerine getirilmesi gereken idari denetim süreci son derece sıkı, detaylı ve kademeli işleyen bir devlet mekanizmasıdır. Tüm resmi başvurular, evlat edinmek isteyen kişilerin yasal olarak kayıtlı yerleşim yerindeki Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne şahsen ve yazılı bir dilekçe ile yapılmak zorundadır. Yurtdışında ikamet eden yabancılar veya gurbetçi Türk vatandaşları ise Lahey Sözleşmesinin uluslararası kuralları gereği bulundukları ülkenin resmi merkezi makamına başvurularını doğrudan iletirler. Bakanlık tarafından talep edilen çok kapsamlı belgelerin ilk ön müracaat tarihinden itibaren en geç iki ay içerisinde ilgili kuruma eksiksiz ve onaylı olarak teslim edilmesi şarttır aksi halde başvuru dosyası tamamen işlemden kaldırılır.
Evrakların hazırlanması sürecinde kimlik ve ikametgah evrakları büyük önem taşır. Yabancı makamlarca düzenlenen pasaport fotokopileri, nüfus kayıt belgeleri ve kesintisiz ikamet izinlerinin mutlak surette Lahey Apostil şerhi taşıması veya konsolosluk tasdikinden geçmiş olması yasal bir zorunluluktur. Adli sicil ve arşiv kayıtları hem Türkiye’den hem de başvuranın vatandaşı olduğu menşe ülkeden alınmalı, yeminli tercüman çevirisi yapılarak noter huzurunda onaylatılmalıdır. Fiziksel ve ruhsal olarak bulaşıcı bir hastalık taşınmadığını ve kişinin ebeveynliğe tam uygunluğunu gösteren heyet raporları, bakanlığın yetkilendirdiği tam teşekküllü devlet hastanelerinden bizzat alınmalıdır. Mali durum bildirimlerini kanıtlamak amacıyla sunulacak maaş bordroları, vergi levhaları, tapu dökümleri ve resmi kira sözleşmeleri resmi kurumlardan barkodlu veya ıslak imzalı olarak temin edilerek ailenin ekonomik refahı devlete şeffafça sunulmalıdır. Son olarak, başvuru sahibinin karakterini yakından tanıyan saygın kişilerden alınan referans mektupları ve ebeveynlik niyetini içtenlikle açıklayan şahsi dilekçeler dosyaya eklenmelidir. Belge tesliminin ardından kurum uzmanları tarafından detaylı bir sosyal inceleme evresi başlatılır. Pedagoglar, psikologlar ve sosyal çalışmacılardan oluşan yetkin bakanlık ekipleri ailenin yaşam alanını haberli veya tamamen habersiz şekilde ziyaret ederek çevresel faktörleri, ekonomik dengeyi ve ebeveynlik motivasyonlarını bilimsel raporlara bağlarlar. Hazırlanan bu raporların müspet olması halinde taraflar arasında evlat edinme öncesi bir yıllık geçici bakım sözleşmesi resmi olarak imzalanır. Bu belgelerin sunulması safhasında yapılacak en küçük bir tercüme veya onay eksikliği dahi sürecin aylarca uzamasına sebebiyet verebilmektedir. Bir yıllık geçici bakım ve izleme süresi boyunca kurum uzmanları tarafından gerçekleştirilen periyodik ev ziyaretleri neticesinde hazırlanan nihai rapor olumlu olursa mahkeme safhasına geçiş için yasal ve idari yol açılmış olur.
Aile Mahkemesi Nezdinde Dava Açılması ve Yargılama Usulü
Bakanlık gözetiminde ve denetiminde yürütülen uzun idari aşama ve mecburi bakım süreleri eksiksiz bir biçimde tamamlandığında, kurulan hukuki statünün geri dönülemez şekilde resmiyete kavuşması ve kesinleşmesi için bağımsız yargı makamlarına başvurulması kanuni bir şarttır. Bu kritik yargı aşamasında görevli yargı mercii, aile hukuku alanında ihtisaslaşmış uzmanlık mahkemeleri olan Aile Mahkemeleridir. Nüfusun az olduğu ve müstakil bir Aile mahkemesinin kurulu bulunmadığı daha dar yargı çevrelerinde ise bu tür özel ve hassas davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri, Aile Mahkemesi sıfatıyla bakmakla kanunen görevlendirilmiştir. Davanın açılacağı kesin yetkili mahkeme ise kural olarak evlat edinecek kişinin yasal yerleşim yeri mahkemesi olarak kanunda hüküm altına alınmıştır.
Evlat edinmeye izin davası, usul hukuku ve medeni hukuk doktrini bakımından çekişmesiz yargı işi niteliği taşımaktadır. Davanın karşı tarafı olmayan bir çekişmesiz yargı işi olması, yargılamanın basit veya sıradan olduğu anlamına kesinlikle gelmez; aksine davaya bakan hakim tarafların mahkemeye sunduğu kısıtlı belgelerle bağlı kalmayarak sürecin çocuğun üstün yararına tam olarak uygun olup olmadığını çok boyutlu olarak re’sen (kendiliğinden) araştırmakla ve vicdani kanaat getirmekle mükelleftir. Hukuki dava sürecinin idaresinde usul eksikliklerinin telafisi imkansız vakit kayıplarına, çocukla kurulan bağın kopmasına ve hatta başvurunun tamamen reddine yol açabileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Noterliklerden çıkartılan standart ve genel vekaletnamelerle bu şahsa sıkı sıkıya bağlı davaların yürütülmesi mümkün olmadığından mutlaka fotoğraflı ve özel yetki içeren vekaletnamelerle hareket eden tecrübeli ve profesyonel hukukçuların davanın seyrini yönetmesi, hukuki güvenliğin sağlanması adına taviz verilemez bir şarttır.
Hukuki Sonuçlar Soybağı Miras Hakları ve Vatandaşlık Kazanımı
Görevli ve yetkili aile mahkemesinin evlat edinme yönünde verdiği olumlu kararın istinaf ve temyiz süreçlerinden geçerek hukuken kesinleşmesiyle birlikte, taraflar arasında biyolojik kan bağına tamamen eşdeğer son derece kuvvetli ve yasal bir soybağı derhal kurulmuş olur. Küçük yaştaki çocuğun eski biyolojik ailesiyle olan yasal bağları tamamen koparak evlat edinen yeni ebeveynlerin nüfus kütüğüne resmi olarak kaydedilir ve ailenin taşıdığı soyadını hukuken almaya hak kazanır. Ergin yaştaki evlatlıklarda ise durum biraz daha farklıdır; ergin kişinin önceki biyolojik soybağı nüfus kayıtlarında devam ederken yeni bir bağ daha kurularak çifte soybağı durumu hukuken ortaya çıkar. Ergin kişi dilerse yasal hakkını kullanarak mahkemeden evlat edinen ailenin soyadını almayı tercih edebilir.
Kurulan bu yasal ve daimi statünün en belirgin ve kalıcı hukuki sonuçlarından biri de şüphesiz miras hukuku alanında kendini gösterir. Evlatlık statüsü kazanan birey kendisini evlat edinen yeni ebeveynine aynen kendi öz çocukları gibi yasal ve birinci derece mirasçı statüsüyle güçlü bir şekilde bağlanır. Velayet hakkının tüm kapsamı ve karşılıklı bakım ile nafaka yükümlülükleri eksiksiz ve şartsız biçimde evlat edinene geçer. Başarılı bir yabancı uyruklu birini evlat edinme işleminin en çok talep gören hukuki sonuçlarından biri de vatandaşlık hakkıdır. Eğer yasal evlat edinme yargı işlemi, kişi henüz on sekiz yaşını doldurup kanunen ergin olmadan önce gerçekleşmişse, Türk Vatandaşlığı Kanununun on yedinci maddesi emredici hükmü uyarınca bu küçük çocuk doğrudan Türk vatandaşlığına kabul edilme hakkını elde eder. Milli güvenliğe veya kamu düzenine tehdit oluşturacak istisnai ve özel bir durum bulunmadığı takdirde ilgili idari başvuru yapılarak vatandaşlık tescili hızlıca gerçekleştirilir.
Sık Sorulan Sorular
Evet, Türk Medeni Kanununun emredici ilgili maddeleri uyarınca resmi olarak evli olmayan ancak otuz yaşını tam olarak doldurmuş bekar bireylerin tek başlarına yasal yollarla evlat edinme hakkı kanuni güvence altındadır. Başvuruda bulunan kişinin gerekli ikamet, düzenli gelir, fiziksel ve ruhsal sağlık ve temiz adli sicil kriterlerini eksiksiz karşılaması ve bakanlık denetimindeki bir yıllık geçici bakım sürecini olumlu raporlarla tamamlaması durumunda mahkeme kararıyla evlat edinme işlemi tek başına da başarıyla sonuçlandırılabilir.
Küçüklerin mahkeme kararıyla evlat edinilmesinde kural olarak biyolojik anne ve babanın resmi makamlar huzurunda vereceği rıza yasal bir geçerlilik şartıdır. Ancak ebeveynlerin kim olduğunun devlet kurumlarınca bilinmemesi, uzun süredir nerede olduklarının hiçbir şekilde tespit edilememesi veya çocuğa karşı asli bakım yükümlülüklerini çok ağır derecede ihmal etmeleri durumunda görevli aile mahkemesinin yapacağı özel tespit kararıyla rıza şartı tamamen aranmadan hukuki süreç tamamlanabilir. Ergin bireylerin evlat edinilmesinde ise yaşları gereği biyolojik ailenin rızasına hiçbir şartta kanunen gerek duyulmamaktadır.
Hayır, Türk hukuku ve kamu düzeni kuralları uyarınca evlat edinen kişi ile evlat edinilen kişi arasında mutlak surette en az on sekiz yaş fark bulunması esnetilemez emredici bir kuraldır. Yargıtay ilgili hukuk daireleri ve Anayasa Mahkemesi güncel uygulamaları bu yasal kuralı doğrudan kamu düzeninden sayarak kesin bir geçerlilik şartı olarak yorumlamakta ve yaş farkının sadece aylar ile dahi eksik olduğu durumlarda açılan davaları tereddütsüz olarak esastan reddetmektedir.
Yabancı mahkeme kararının hukuken alındığı ülke Eğer Lahey Sözleşmesine taraf bir devlet statüsünde ise ilgili yetkili merkezi makam tarafından düzenlenen onay belgesi vasıtasıyla yabancı mahkeme kararı Türkiye’de hiçbir yeni dava açılmaksızın doğrudan nüfus kütüğüne otomatik olarak tescil edilir. Ancak uluslararası sözleşme dışı bir ülkeden alınan adli kararlar için mutlaka Türkiye’de Milletlerarası Özel Hukuk emredici kurallarına göre ayrıntılı bir tanıma ve tenfiz davası açılması zorunludur.
Yasal dava süreci fiilen devam ederken aile mahkemesi henüz nihai kararını vermeden önce başvurudan feragat ederek vazgeçmek mümkündür. Ancak mahkeme kararı verilip kesinleştikten sonra taraflardan birinin tek taraflı irade beyanıyla vazgeçme işlemi hukuken tamamen geçersizdir. Yalnızca çok ağır ve kanuni ihlal hallerinin ispatlanabildiği durumlarda ve kanunda belirtilen belirli hak düşürücü süreler içerisinde ayrı bir yasal dava açılarak kurulmuş olan evlatlık ilişkisinin mahkemece kaldırılması talep edilebilir.
Sonuç
Milletlerarası ve uluslararası nitelik taşıyan böylesine hassas aile hukuku meseleleri, ileride telafisi maddi ve manevi olarak imkansız mağduriyetlerin ve hak kayıplarının önüne geçmek adına çok büyük bir ciddiyet, titizlik ve hukuki öngörü gerektirmektedir. Ülke sınırları aşan ve içerisinde yabancılık unsuru barındıran bu tür karmaşık evlat edinme süreçleri, gerek Lahey Sözleşmesinin bağlayıcı uluslararası normları, gerek Milletlerarası Özel Hukuk usul kurallarının karmaşıklığı, gerekse Türk Medeni Kanununun tavizsiz ve katı emredici şartları göz önüne alındığında tek başına ve hukuki desteksiz yürütülmesi imkansıza yakın, mayınlı bir yargı yoludur. İdari ve bakanlık aşamasında yapılacak ufak bir dilekçe usul hatası, evrak eksikliği, yanlış tercüme sunulması veya mahkemeye hatalı bir yasal delil ibraz edilmesi aylar hatta yıllarca sürecek yorucu emekleri boşa çıkararak sürecin davanın reddedilmesiyle sonuçlanmasına neden olabilir.
Bu devasa riskleri tamamen bertaraf etmek, hukuki güvenliği sağlamak ve süreci en başından son mahkeme kararına itibaren sağlam bir hukuki koruma kalkanı altında yürütmek adına mutlaka donanımlı ve tecrübeli bir Avukat İstanbul merkezli hukuk ofisinden profesyonel danışmanlık hizmeti alınmalıdır. Uluslararası aile ve mülteci mevzuatlarına tam anlamıyla, doktrinsel boyutta hakim olan ve yasal haklarınızı adliye koridorlarında en üst düzeyde savunacak uzman bir Avukat İstanbul aracılığıyla atacağınız stratejik adımlar, gelecekteki aile bağlarınızı yasal ve sarsılmaz bir güvence altına alacaktır. Aile bağlarınızı yasal bir temele oturtmayı amaçlayan yabancı uyruklu birini evlat edinme adımlarınızı sağlamlaştırmak, süreci uluslararası standartlara uygun, hızlı ve eksiksiz bir biçimde tamamlamak için uzman kadromuzdan her zaman hukuki danışmanlık alabilirsiniz. Hukuki süreçlerinizi güvenle ve şeffaflıkla yürütmek, detaylı bilgi almak amacıyla Av. Tolga Çelik Hukuk ve Danışmanlık Ofisi ile iletişime geçebilir, hukuki sorunlarınızı yüz yüze değerlendirmek üzere ofisimizi Mecidiyeköy Mahallesi, Mecidiyeköy Yolu Cd. Elbir İş Merkezi No:6 Kat:9 Daire:11, 34381 Şişli/İstanbul adresinde ziyaret edebilirsiniz.