Türkiye sınırları içerisinde yasal olarak bulunmak, eğitim görmek, çalışmak veya yaşamak isteyen yabancı uyruklu kişilerin Türk hukuku uyarınca belirlenen katı kurallara uyması zorunludur. Bu kuralların başında, geçerli bir vize veya durumlarına uygun bir ikamet iznine sahip olmak gelir. Ancak, yabancıların ikamet izni almak amacıyla yetkili idari makamlara yaptıkları başvurular her zaman olumlu sonuçlanmamaktadır. İlgili idari otoriteler, yabancıların dosyalarını incelerken çeşitli hukuki, usuli ve fiili gerekçelerle başvuruları reddedebilmektedir. İkamet izni başvurusu reddedilen yabancılar hakkında devletin merkezi göç sistemine özel bir kısıtlama kaydı işlenmektedir. Bu idari kısıtlama kaydı uygulamada ve resmi kayıtlarda V157 Tahdit Kodu olarak isimlendirilmektedir.
Sisteme işlenen bu özel kod, yabancının Türkiye’ye yeniden yasal yollardan giriş yapmasını doğrudan engelleyen ağır bir idari yaptırım niteliği taşır. Söz konusu durum, hayatını Türkiye’de kurmuş olan yabancılar, onların aileleri ve ticari faaliyetleri için telafisi son derece güç, hatta bazen imkansız mağduriyetler yaratmaktadır. Ortaya çıkan bu ağır mağduriyetlerin giderilmesi ve kişinin seyahat özgürlüğünün yeniden tesis edilmesi ise yalnızca doğru, zamanında ve profesyonel hukuki adımların atılmasıyla mümkündür. Profesyonel bir hukuki destek ve derinlemesine bir mevzuat bilgisi olmadan yürütülen süreçler, çoğunlukla idari başvuruların veya davaların reddedilmesiyle sonuçlanarak zararı daha da büyütmektedir. İkamet izniniz reddedildiğinde veya hakkınızda giriş yasağı konulduğunda tek başınıza hareket etmeniz telafisi imkansız hak kayıplarına yol açacaktır. Bu sebeple, yabancılar hukuku alanında uzman bir hukuk bürosunun ve deneyimli bir avukatın rehberliği sürecin en başından en sonuna kadar kritik bir öneme sahiptir. Yabancılar hukuku, oldukça teknik detaylar içeren, uluslararası sözleşmelerle desteklenen ve hak düşürücü katı sürelere tabi olan bir disiplindir. Dava ve itiraz sürelerinin kaçırılması, yabancının hak arama hürriyetini tamamen ortadan kaldırarak sınır dışı işlemlerinin kesinleşmesine yol açabilmektedir. Dolayısıyla, hukuka aykırı olduğu düşünülen idari işlemlerin ve kısıtlama kodlarının iptali için vakit kaybetmeden uzman bir avukat aracılığıyla yargı yoluna başvurulması gerekmektedir. Potansiyel müvekkillerimizin en büyük hatası süreci internetten edindikleri parça parça bilgilerle kendi başlarına yönetmeye çalışmalarıdır ve bu durum genellikle kişilerin sınır dışı edilmesiyle sonuçlanmaktadır.
V157 Tahdit Kodu Nedir ve Hangi Amaçla Tesis Edilir?
İçişleri Bakanlığına bağlı Göç İdaresi Başkanlığı, yabancıların ülkeye giriş ve çıkışlarını, ülke içindeki hareketlerini ve yasal kalış sürelerini sıkı bir denetim altında tutmak amacıyla çok çeşitli harf ve rakam kombinasyonlarından oluşan kodlamalar kullanmaktadır. Bu kod havuzu içerisinde yer alan V157 Tahdit Kodu, spesifik olarak ikamet izni talepleri idare tarafından reddedilen yabancılara uygulanan bir giriş yasağı ve uyarı şerhidir. Yabancı uyruklu bir kişinin Türkiye’de belirli bir süre kalma yönündeki talebi, ilgili idari birimler tarafından yasal şartları taşımadığı gerekçesiyle uygun görülmediğinde, bu ret kararı GöçNet adı verilen merkezi sisteme entegre edilir. Alınan bu ret kararının doğal bir yaptırımı olarak, kişinin yasal bir izni olmaksızın ülkede kaçak yollarla kalmaya devam etmesini veya kısa süre sonra tekrar vizesiz giriş yapmaya çalışmasını engellemek hedeflenmektedir. Bu idari kısıtlama kaydı, pratikte kesin bir giriş yasağı niteliği taşımaktadır. Hakkında söz konusu kayıt tesis edilen ve ülkeyi terk eden bir yabancı, avukat aracılığıyla hukuki yollara başvurmadığı müddetçe sınır kapılarından tekrar ülkeye alınmamaktadır. Havaalanlarında, deniz limanlarında veya kara sınır kapılarında pasaport polisleri tarafından yapılan rutin kontrollerde, sistem otomatik olarak uyarı vermektedir. İlgili uyarı neticesinde yabancı kişi uluslararası havacılık ve sınır güvenliği terminolojisinde kabul edilemez yolcu statüsüne düşürülür. Ardından, herhangi bir ülkeye giriş izni verilmeksizin, geldiği ülkeye geri gönderilmek üzere havalimanının transit bölgesinde veya özel odalarda bekletilir. İdarenin bu kaydı yürürlüğe koymasındaki temel hukuki amaç, yasal kalış hakkı bulunmayan kişilerin ülkeye girişini denetim altına almak ve sınır güvenliğini sağlamaktır. Ancak hukuk büromuzun pratiğinde sıklıkla karşılaştığımız üzere idarenin geniş takdir yetkisini zaman zaman sınırlarını aşarak kullandığı, eksik incelemeye veya hatalı evrak değerlendirmesine dayalı haksız ret kararları verdiği görülmektedir. Bu gibi açıkça hukuka aykırı durumlarda, konulan kısıtlamanın ve dayanağı olan ret kararının iptali için Türk mahkemeleri nezdinde iptal davası açılması son derece elzemdir ve büromuz bu süreci değerli müvekkilleri adına profesyonelce yürütmektedir.
İkamet İzni Başvurusunun Reddedilmesine Yol Açan Etkenler
İkamet izni başvurularının reddedilmesi ve akabinde sisteme idari kısıtlama girilmesi genellikle idarenin tespit ettiği belirli usul ve esas eksikliklerine dayanmaktadır. İlk ve en yaygın ret sebebi, başvurunun Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile belirlenen yasal usullere aykırı bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Yabancının başvuru dosyasına kanunun aradığı zorunlu evrakları eksik sunması veya randevu gününde bu evrakları tamamlayamaması süreci doğrudan olumsuz sonuçlandırır. Bir diğer önemli etken, idareye sunulan kira kontratı, sağlık sigortası veya evlilik cüzdanı gibi belgelerin sahte veya gerçeği yansıtmayan yanıltıcı belgeler olmasıdır ki bu durum idare tarafından çok ciddi bir ihlal olarak kabul edilir. Bu husus sadece ikamet izni başvurusunun reddine yol açmakla kalmaz, aynı zamanda yabancı hakkında evrakta sahtecilik suçlamasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına da zemin hazırlayabilir. Ayrıca, yabancının Türkiye’de kalacağı süre boyunca hayatını idame ettirecek, kamu kurumlarına yük olmayacak yeterli ve düzenli bir maddi gelirinin bulunduğunu ispatlayamaması da idarenin başvuruyu reddetme yetkisine sahip olduğu temel alanlardan biridir. İstihbarat veya emniyet birimleri tarafından kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından sakıncalı görülen kişiler hakkında hiçbir ek belge aranmaksızın doğrudan ret kararı verilmektedir. Yabancının geçmiş yıllarda Türkiye’den sınır dışı edilmiş olması veya sistemde aktif başka bir idari yaptırımın bulunması yeni ikamet izni başvurularını hukuken imkansız hale getirir. Daha önce vize sürelerini ihlal ederek kaçak kalmış olmak veya idari para cezalarını devlete ödemeden ülkeden ayrılmak da idarenin takdir yetkisini yabancının aleyhine kullanmasına neden olan faktörler arasındadır. Tüm bu hukuki etkenler bir araya geldiğinde ikamet izni reddi kaçınılmaz bir son olmaktadır. Sonuç olarak yabancının dosyasına giriş yasağını simgeleyen ilgili kayıt işlenerek süreç idari makamlarca tamamlanır. Ancak bu idari gerekçelerin objektif dayanaktan yoksun olduğu durumlarda, idari yargı mekanizmaları devreye sokularak bu kararların yetkin bir avukat tarafından iptal edilmesi sağlanmalıdır. Müvekkillerimizin idare karşısında yalnız kalmamaları ve haklarını en güçlü şekilde savunabilmeleri için bu süreçlerin hukuki bir süzgeçten geçirilmesi zorunludur.
V157 Tahdit Kodu Giriş Yasağı Ne Kadar Süreyle Uygulanır?
Göç İdaresi Başkanlığı tarafından sisteme girilen kodların uygulama süreleri, ihlalin ağırlığına, niteliğine ve idarenin takdir yetkisine göre büyük değişiklikler gösterebilmektedir. Konumuz olan V157 Tahdit Kodu, ikamet izni reddine dayandığı için genellikle standart olarak bir yıl süreyle giriş yasağı doğuracak şekilde uygulanmaktadır. Ancak bu bir yıllık süre kanunda emredici bir hüküm olarak yer almaz ve kesin, değişmez bir kural değildir. Yabancının dosyasındaki durum kamu düzeni ve güvenliği açısından daha yüksek bir risk teşkil ediyorsa veya kişi reddedildikten sonra ülkede uzun süre kaçak olarak kalmaya devam etmişse, idare bu süreyi çok daha uzun tutabilmektedir. Bazı bağlantılı ihlallerin varlığı halinde, giriş yasağı süresinin beş yıla kadar çıktığı hukuki vakalar da mevcuttur. Yasal kalış süresini aşan kişilere uygulanan diğer bağlantılı süreçler incelendiğinde ihlal süresi uzadıkça yasağın da katlanarak arttığı görülür. Normal şartlar altında belirlenen ceza süresi dolduğunda, sistemdeki yasağın teorik olarak pasif hale gelmesi ve yabancının yasal giriş şartlarını sağladığı takdirde ülkeye girebilmesi gerekir. Buna rağmen, uygulamada süre dolsa dahi idari kaydın sistemden otomatik olarak silinmediği, yabancıların sınır kapılarından geri çevrildiği durumlara büromuz sıklıkla rastlamaktadır. Yasak süresi bitmesine rağmen ülkeye alınmayan yabancıların, avukatları aracılığıyla idareye resmi bir başvuru yaparak sicillerini güncelletmeleri ve idari kaydı sistemden temizletmeleri zorunludur. Diğer yandan, konulan bir yıllık veya beş yıllık sürenin dolmasını beklemek istemeyen, Türkiye’de acil işleri, eğitimi veya kurulu bir ailesi olan müvekkillerimiz için hukuki yollara başvurarak bu yasağı süresinden çok daha erken kaldırmak kesinlikle mümkündür. Hukuka ve hakkaniyete aykırı olarak tesis edilen bir giriş yasağının süresinin dolmasını eylemsizce beklemek, yabancı açısından telafisi imkansız devasa hak kayıplarına yol açar. Aile birliği hukuka aykırı şekilde bozulan, üniversite eğitimi yarıda kalan veya ticari yatırımları tehlikeye giren yabancılar için yetkili idare mahkemelerinde derhal deneyimli bir hukuk bürosu vasıtasıyla iptal davası açmak tek mantıklı ve etkili seçenektir. Mahkemenin idari işlemi hukuka aykırı bularak vereceği olumlu bir iptal kararı, idarenin öngördüğü yasak süresine bakılmaksızın ilgili idari yaptırımı derhal hükümsüz kılar ve seyahat özgürlüğünü iade eder.
Türkiye Sınırlarını Terk Etme Zorunluluğu ve On Günlük Yasal Süre
İkamet izni başvurusu detaylı bir değerlendirme sonucunda reddedilen yabancıya, idare tarafından resmi bir ret tebligatı yapılır. Bu resmi tebligatta yalnızca başvurunun hangi maddeler dayanak gösterilerek reddedildiği yazmaz aynı zamanda kişinin Türkiye’yi belirli bir süre içinde kendi rızasıyla terk etmesi gerektiği kesin bir dille ihtar edilir. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uygulamaları kapsamında bu çıkış süresi genellikle on gün olarak belirlenmektedir. On günlük yasal çıkış süresi, idarenin verdiği ret kararının yabancıya veya resmi yasal temsilcisine usulüne uygun olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. İdari makamlar, yabancı kişinin kendisine tanınan bu makul süre zarfında herhangi bir zor kullanmaya gerek kalmaksızın kendi rızasıyla ülkeden yasal çıkış yapmasını bekler. Verilen bu süre içerisinde biletini alarak sınır kapılarından kendi rızasıyla çıkış yapan yabancılar, genellikle zorla sınır dışı edilme prosedürlerinden ve bu prosedürün getireceği çok daha ağır seyahat yasaklarından kurtulurlar. Ancak, tebliğ edilen süre içinde ülkeyi terk etmeyen ve Türkiye’de kalmaya ısrar eden kişiler doğrudan doğruya yasa dışı ve kaçak duruma düşerler. On günlük sürenin dolduğu andan itibaren, idare açısından yabancı hakkında resmi olarak sınır dışı etme kararı alınması yasal bir zorunluluk haline gelir. Emniyet güçleri veya göç idaresi yetkilileri, yasal kalış hakkı olmayan bu kişiyi tespit ettikleri anda hakkında idari gözetim kararı uygulayarak şahsı özgürlüğünden alıkoyarlar ve hızla en yakın geri gönderme merkezine sevk ederler. İkamet izni reddi belgesindeki on günlük sürenin sıradan bir bilgilendirme değil, kişinin doğrudan hürriyetini ve Türkiye’deki yasal geleceğini bağlayan kesin bir ihtar niteliğinde olduğu kesinlikle unutulmamalıdır. Yabancının hak arama özgürlüğünü kullanarak alanında yetkin bir hukuk bürosu aracılığıyla bu ret işlemine karşı dava açması, idari sınır dışı süreçlerini doğrudan ve yasal olarak durduran yegane faktördür. Dolayısıyla, ikamet izni ret kararı ve terk ihtarı tebliğ alındığı gün, paniğe kapılmadan ancak vakit de kaybetmeksizin avukatlarımızla iletişime geçilmesi, telafisi güç hukuki felaketlerin doğmasını engelleyecek en önemli güvencedir.
Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Kapsamında Sınır Dışı İşlemleri
Kendisine tanınan on günlük süre içerisinde ülkeyi kendi rızası ile terk etmeyen yabancılar, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kuralları kapsamında doğrudan idari değerlendirmeye alınırlar. Bu kanun maddesi, kamu egemenliği gereğince Türkiye’den sınır dışı etme kararı alınacak kişilerin profilini açıkça ve detaylıca düzenler. İkamet izni uzatma başvurusu reddedilen, yasal vize süresini ihlal eden veya idarenin verdiği sürede çıkış yapmayan kişiler bu maddenin ilgili bentleri uyarınca haklarında zorla sınır dışı kararı tesis edilecek hedef gruba girerler. Sınır dışı etme kararı, doğrudan İçişleri Bakanlığına bağlı valilikler bünyesindeki il göç idaresi müdürlükleri tarafından yetki devri çerçevesinde alınır. Hakkında zorla gönderilme kararı alınan kişiye bu idari yaptırım, hukuki gerekçeleri, itiraz süreleri ve yargı yolları ile birlikte usulüne uygun şekilde tebliğ edilmek zorundadır. Yabancının tebligattan sonra kaçma, saklanma veya kaybolma riski bulunduğuna kanaat getirilirse, valilik onayıyla derhal idari gözetim kararı alınır. İdari gözetim altına alınan yabancı, kolluk kuvvetleri nezaretinde hızla geri gönderme merkezine teslim edilir ve sınır dışı süreci, seyahat belgesi temini gibi idari işlemler hızla işletilmeye başlanır. Kanuni düzenlemelere göre, geri gönderme merkezlerindeki olağan idari gözetim süresi altı ayı geçemez ancak kişinin vatandaşı olduğu ülkeyle yaşanan işbirliği sorunları veya belgesizlik gibi zorunlu hallerde bu süre en fazla bir altı ay daha idarece uzatılabilir. Yabancının böylesi bir idari gözetim altında, dış dünyadan izole bir şekilde tutulması, hakkını aramasını ve karmaşık hukuki süreci tek başına yürütmesini tamamen imkansız hale getirir. Bu derece zorlu, yıpratıcı ve hürriyeti bağlayıcı bir süreçte, profesyonel avukatlarımızın sürece hızlıca müdahalesi kelimenin tam anlamıyla hayati derecede önemlidir. Hukuk büromuz tarafından görevlendirilecek uzman bir avukat, idari gözetim kararının haksız olduğunu veya kişinin kaçma şüphesi taşımadığını belirterek bulundukları yerdeki Sulh Ceza Hakimliğine son derece etkili bir itirazda bulunur. Avukatın sunacağı güçlü deliller ve uzman savunma ile idari gözetim kararı tamamen kaldırılabilir veya kişiye belirli günlerde imza atma gibi idari gözetime alternatif yükümlülükler verilerek derhal serbest bırakılması sağlanabilir. Hukuki sürecin avukat desteği olmadan bilinçsizce yönetilmeye çalışılması durumunda müvekkil adaylarımız hürriyetlerinden mahrum kalarak ülkelerine zorla geri gönderilme tehlikesiyle her an yüz yüzedirler.
V157 Tahdit Kodu Kaldırma Yolları ve İdari Başvurular
Sisteme otomatik veya manuel olarak işlenen giriş yasağı kayıtlarının kaldırılması, etkilerinin durdurulması ve yabancının yasal haklarına tamamen kavuşması için Türk idare hukuku sisteminde başvurulabilecek yöntemler oldukça profesyonel bir hukuki yaklaşım gerektirir. Hangi yöntemin hukuken seçileceği, yabancının mevcut yasal durumuna, Türkiye’de mi yoksa yurt dışında mı bulunduğuna, maddi imkanlarına ve somut olayın gerekliliklerine göre tarafımızca son derece stratejik olarak belirlenmektedir. Bu kapsamlı idari süreçte izlenecek birinci ve en etkili hukuki yol, idare mahkemelerinde yürütmenin durdurulması talepli bir iptal davası açılmasıdır. Dava sürecinde yürütmenin durdurulması hukuk büromuz tarafından mahkemeden öncelikli olarak talep edilerek, V157 Tahdit Kodu etkilerinin ve ülkeye girişi engelleyen fiili engellerin nihai karar çıkana kadar hızlıca askıya alınması hedeflenir. İkinci bir seçenek olarak, idarenin verdiği ret kararına sebebiyet veren belge eksikliklerinin veya usul hatalarının giderilmesi suretiyle tamamen yeni ve eksiksiz bir ikamet izni başvurusu yapılması düşünülebilir. Ancak, sistemde idari kısıtlama ve giriş yasağı aktifken yabancının Türkiye’ye normal yollardan gelip yeni bir başvuru dosyası sunması mümkün olmadığından, bu yol halihazırda yurtdışında bulunan kişiler için pratik ve işlevsel bir çözüm sağlamaz. Üçüncü bir idari alternatif ise, idare hukuku prensipleri çerçevesinde Göç İdaresi Başkanlığına uzman bir avukat aracılığıyla doğrudan idari itiraz başvurusu yapılmasıdır. İdareye hitaben profesyonelce yazılacak kapsamlı, yasal dayanakları olan ve somut delillerle desteklenmiş bir itiraz dilekçesi ile, verilen kararın hatadan dönülmesi ilkesi gereği geri alınması talep edilebilir. Son olarak, eğer davanın uzun sürmesi beklenemiyorsa, belirli haklı şartların varlığı halinde yurt dışındaki Türk konsoloslukları üzerinden meşruhatlı vize başvurusu yapılabilir. Yurt dışında fiilen bulunan bir yabancının bu karmaşık hukuki adımları kendi başına atması imkansızdır. Muhakkak surette Türkiye’de bulunan tecrübeli bir avukata geniş yetkili bir vekaletname çıkartılması ve yasal danışmanlık alınması sürecin lehe sonuçlanması için şarttır. Kendi başlarına işlem yapmaya çalışanlar genellikle süreleri kaçırarak davalarını usulden kaybetmektedirler.
Göç İdaresi Başkanlığına Yapılacak İdari İtiraz Sürecinin Detayları
Konulan idari giriş yasağını iptal etmenin öncelikli yollarından biri, işlemi bizzat tesis eden idari makama, yani merkezi idareye itiraz etmektir. Yabancı kişi veya onu temsilen hukuk büromuz gibi yetkilendirdiği avukatı, ikamet izni ret kararının tebliğini izleyen günden itibaren tam olarak altmış gün içinde doğrudan Göç İdaresi Başkanlığına başvurma hakkına sahiptir. Bu başvuru, sıradan bir dilekçe ile değil, son derece gerekçeli, yüksek mahkeme içtihatlarına atıf yapan ve güçlü hukuki argümanlarla sağlamlaştırılmış profesyonel bir dilekçe ile yapılmalıdır. Dilekçe içeriğinde söz konusu kısıtlamanın neden haksız olduğu, idarenin hangi incelemeyi eksik yaptığı ve yabancının haklılığını ispatlayan belgelerin neler olduğu uzman avukatlarımız tarafından net, açık ve anlaşılır bir şekilde ortaya konulmaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince, idare kendisine resmi yollardan ulaşan bu itirazı titizlikle incelemek ve başvuru sahibine en geç otuz gün içinde olumlu ya da olumsuz, yazılı ve gerekçeli bir cevap vermek zorundadır. Yasada belirtilen otuz günlük süre içinde idareden herhangi bir cevap gelmezse, bu tepkisizlik durumu hukuk sistemimizde zımni ret olarak kabul edilir. Zımni ret işlemi, idarenin susma hakkını kullanarak talebi üstü kapalı bir şekilde reddettiği ve kendi işleminde direndiği anlamına gelir. İdari yargılama sistematiğinde Göç İdaresine idari başvuru yapılması, dava açmak için zorunlu olmasa da, iptal davası açma süresini durduran son derece önemli bir hukuki mekanizmadır. Bu sürenin hesaplanması çok kritiktir ve en ufak bir yanlış hesaplama dava hakkının tamamen ve geri dönülemez şekilde elden gitmesine sebep olur. İdareden gelen olumsuz ret cevabının kişiye veya avukatına tebliğinden ya da idare hiç cevap vermemişse otuz günlük zımni ret süresinin dolmasından itibaren, geriye kalan dava süresi yeniden işlemeye başlar. Hukukta hak düşürücü süreler olarak bilinen bu ince ve hataya yer vermeyen zaman hesaplamaları, acı bir hak kaybı yaşamamak adına kesinlikle profesyonel avukatlarımız tarafından titizlikle takip edilmektedir. Dosyalarını avukatsız bir şekilde kendileri takip etmeye çalışan potansiyel müvekkillerin çok büyük bir çoğunluğu bu ince detayları atlayarak süreleri kaçırmakta ve mağduriyet yaşamaktadır.
İdare Mahkemesinde Açılacak İptal Davası ve Yargılama Esasları
İdari itiraz yolundan olumlu bir sonuç alınamaması halinde veya süreci hızlandırmak adına idareye hiç başvurulmadan doğrudan mahkemeye gidilmesinin tercih edilmesi durumunda asıl hukuki mücadele olan iptal davası süreci hukuk büromuzca ustalıkla başlatılır. Bağımsız İdare Mahkemesi bünyesinde açılacak olan bu dava, doğrudan Göç İdaresinin tesis ettiği idari işlemin açıkça hukuka aykırılığı temeline dayanmaktadır. İlgili yasaklayıcı kayıtların kaldırılması ve beraberindeki giriş yasağının tüm sonuçlarıyla iptali için, idari işlemin tebliğinden itibaren altmış gün içinde mutlaka dava açılması anayasal ve yasal bir şarttır. Uzman avukatlarımız tarafından hazırlanan dava dilekçesinde, idarenin işleminin İdare Hukukunun beş temel unsuru olan sebep, konu, amaç, yetki ve şekil unsurları yönünden ne şekilde hukuka aykırı olduğu yargıca son derece detaylıca anlatılmaktadır. Yabancının hukuki temsilcisi olarak tarafımızca mahkeme dosyasına sunulacak ikametgah belgeleri, sağlık raporları, aile cüzdanları, banka hesap özetleri veya ticari sözleşme evrakları davanın seyrini ve hakimin kanaatini doğrudan etkileyen hayati unsurlardır. İdari yargılama sistemi yazılı usule tabi olduğundan ve duruşma son derece istisnai bir durum olduğundan, sunulan dilekçelerin hukuki kalitesi ve delillerin inandırıcılığı davanın kazanılmasında en büyük ve yegane faktördür. Avukatsız yürütülen idari davalarda eksik hukuki dil ve yetersiz kanıt sunumu nedeniyle davaların çok büyük oranda hakimlikçe reddedildiği asla unutulmamalıdır. Dava açıldıktan sonra mahkeme, davalı idareden işlem dosyasının tamamını ve iddialara karşı savunmasını talep eder. İdarenin mahkemeye sunacağı birinci savunmasına karşı davacı vekili olarak hukuk büromuzun güçlü bir cevap verme hakkı bulunur. Dosyanın hukuki karmaşıklığına ve mahkemenin o dönemki iş yüküne bağlı olarak, idari yargılama süreci ilk derece mahkemesinde yaklaşık altı ay ile bir yıl kadar sürebilmektedir. İlk derece idare mahkemesinin tahkikatı bitirip verdiği karara karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren otuz gün içinde üst mahkeme konumundaki Bölge İdare Mahkemesine istinaf başvurusu yapılarak kararın incelenmesi istenebilir. Doğası gereği uzun sürebilen bu yargılama aşamasında, sınır dışında bekleyen müvekkillerimizin mağduriyetini en aza indirmek için yargılamanın başında avukatlarımızca istenecek olan yürütmenin durdurulması kararı mekanizması çok büyük bir stratejik önem arz etmektedir.
Yürütmenin Durdurulması Kararının Etkisi ve Alınma Şartları
İdare mahkemesinde iptal davası açılmış olması, davaya konu idari işlemin uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. Yani dava mahkemede açılmış olsa bile, hakimden lehe özel bir karar çıkana kadar yabancı hakkındaki kısıtlama sınır kapılarındaki bilgisayar sistemlerinde aktif kalmaya devam eder ve kişi ülkeye giremez. İdarenin bu üstün gücünün ve fiili kısıtlayıcı durumun önüne geçmek için dava dilekçesinin talep bölümünde hukuk ekibimiz tarafından önemle yürütmenin durdurulması talep edilmektedir. Türk İdari Yargılama Usulü Kanununa göre yürütmenin durdurulması kararının mahkeme heyeti tarafından verilebilmesi için dava konusu idari işlemin açıkça hukuka aykırı olduğunun daha davanın başından belli olması ve bu haksız işlemin iptal edilmeyip uygulanmaya devam etmesi halinde davacı yabancı için telafisi güç veya imkansız zararların doğacak olması şartlarının mutlaka birlikte gerçekleşmesi aranır. Alanında uzmanlaşmış avukatlarımız, özenle hazırlayacağı dava dilekçesinde bu iki zorlu kanuni şartın somut olayda ne şekilde vücut bulduğunu mahkemeye oldukça etkili ve kuvvetli kanıtlara dayalı bir biçimde sunar. Örneğin, yabancının Türkiye’de yasal olarak kurulu ve vergi ödeyen bir ticari düzeni, devam etmesi hayati önem taşıyan bir hastane tedavi süreci, aksamaması gereken bir üniversite eğitimi veya bakmakla yükümlü olduğu, parçalanma riski taşıyan bir ailesi varsa bu özel durumlar yüksek yargı içtihatlarınca doğrudan telafisi güç zarar kapsamında değerlendirilmektedir. İdare mahkemesi heyeti, sunduğumuz bu ikna edici delilleri ve talebi haklı bulduğunda idareden savunma alarak veya bazı acil durumlarda savunma dahi beklemeksizin yürütmeyi durdurma kararı verir. Bu hayati tedbir niteliğindeki önemli kararın alınmasıyla birlikte, giriş yasağının fiili etkileri dava esastan sonuçlanana kadar tamamen hukuken askıya alınır. Böylece yabancı kişi, davanın aylar veya yıllar sürme ihtimaline karşı yargılama devam ederken dahi Türkiye’ye tıpkı eskisi gibi yasal olarak giriş yapabilme hakkı kazanır. Hukuki destek alınmadan amatörce talep edilen yürütmenin durdurulması başvuruları eksik gerekçelendirme nedeniyle genellikle idare mahkemelerince reddedilmektedir.
V157 Tahdit Kodu Davalarında Yetkili ve Görevli Mahkemeler
Hukuk sistemimizde bir davanın hangi yargı kolunda ve coğrafi olarak hangi ildeki mahkemede açılacağı, kamu düzeninden sayılan görev ve yetki kuralları ile çok sıkı ve emredici bir biçimde belirlenmiştir. Yanlış yargı yolunda veya yetkisiz bir mahkemede açılan davalar, hakimin ilk şekli incelemesi neticesinde usulden derhal reddedilir. Bu görevsizlik veya yetkisizlik kararları, doğru mahkemeye dosyanın gönderilmesi sürecinde çok ciddi ve telafi edilemez zaman kayıplarına sebep olarak kişinin yurt dışında aylarca daha fazla beklemesine yol açar. V157 Tahdit Kodu ve benzeri kısıtlama kodlarının iptali davalarında görevli yargı kolu kesin olarak idari yargıdır. Yetkili mahkemenin coğrafi olarak tespiti ise, dava konusu hukuki işlemi bizzat tesis eden idari makamın bulunduğu yere göre idare hukuku prensiplerince yapılmaktadır. Yabancılara uygulanan kısıtlama kayıtları, ülke genelini kapsayan merkezi bir kayıt sistemi olan Göç İdaresi Başkanlığı veri tabanı üzerinden Ankara merkezli olarak sisteme işlendiği için, dosyada sadece idari kısıtlamanın iptali isteniyorsa yetkili mahkemeler kural olarak başkentteki Ankara İdare Mahkemeleridir. Hukuk büromuz bu tür karmaşık davalarda husumeti doğrudan İçişleri Bakanlığına veya Göç İdaresi Başkanlığına yönelterek davayı zaman kaybetmeden en doğru idari merci nezdinde açmaktadır. Ancak hukuk pratiğinde idari tablo her zaman sadece tek bir işlemden ibaret olacak kadar basit değildir. Eğer yabancı kişi hakkında aynı idari süreç içerisinde alınmış ve tebliğ edilmiş bir sınır dışı etme kararı da bulunuyorsa, davanın nerede ve ne şekilde açılacağı kuralı tamamen değişir. Sınır dışı etme kararının iptali davalarında kanun koyucunun belirlediği özel yetkili mahkeme, ilgili sınır dışı kararını veren valiliğin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. Örneğin, İstanbul Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından verilmiş bir sınır dışı etme kararı mevcutsa, bu ağır idari işlemin iptali davası Ankara’da değil, mutlak surette İstanbul İdare Mahkemelerinde açılmalıdır. Birbiriyle iç içe geçmiş bu son derece ince usul ayrımları, hukuki sürecin telafisi imkansız bir usuli hataya kurban gitmeden kusursuz ilerlemesi için ancak ve ancak tecrübeli bir avukatın stratejik planlamasına emanet edilmelidir.
Sınır Dışı Etme Kararı ile Tahdit Kodunun Birlikte İncelenmesi
Mevcut sert idari uygulamalarda, ikamet izni başvurusu reddedilen yabancılar genellikle kendilerine tebliğ edilen on günlük yasal çıkış süresini bilerek veya dil bariyeri nedeniyle bilmeyerek ihlal ettikleri için haklarında otomatik olarak sınır dışı etme kararı da alınmaktadır. Böyle karmaşık ve ağır bir idari tabloda, yabancının sicil dosyasında hem giriş yasağı koyan idari işlem hem de kişiyi ülkeden zorla çıkarmayı emreden sınır dışı kararı aynı anda, birbirine zincirleme bağlı olarak bulunur. Bu çok katmanlı durumda, idare mahkemesinde açılacak davada davacının taleplerinin hukuk büromuz tarafından çok dikkatli, çok yönlü ve hukuki bir dille yapılandırılması esastır. Sınır dışı etme kararına karşı açılacak iptal davasının kanuni süresi, genel idari dava süresi olan altmış günden tamamen farklı olarak, son derece kısa ve acil bir süre olan yalnızca yedi gündür. Bu yedi günlük ve hataya kesinlikle tahammülü olmayan çok kısa süre, idari kararın kişiye veya avukatına usulüne uygun tebliğ edilmesi ile hemen, o gün işlemeye başlar. Avukatlarımız aracılığıyla bu yedi gün içinde usulüne uygun dava açıldığı andan itibaren, mahkeme konuyu inceleyip esastan nihai kararını verene kadar yabancı yasa gereği zorla sınır dışı edilemez işlemler dava sonuna kadar kanunen dondurulur ve askıya alınır. Bireylerin hukuki destek almadan kendi başlarına açtıkları davalarda karşılaştığımız en yaygın ve yıkıcı stratejik hata, açılan bu davanın içine giriş yasağının kaldırılması talebinin eklenmesinin unutulmasıdır. İptal davası dilekçesinin netice talep kısmında sistemdeki kısıtlamanın iptali özel, açık ve tamamen ayrı bir talep olarak mahkemeye sunulmazsa, idare mahkemesi İdare Hukukunun taleple bağlılık ilkesi gereği sadece sınır dışı kararının hukuka uygunluğunu inceleyebilir. Bunun oldukça doğal ve acı bir sonucu olarak, mahkeme yargılama sonunda yabancıyı tamamen haklı bulup sınır dışı kararını esastan iptal etse bile, yabancının sistemindeki giriş yasağı aktif kalmaya devam edeceği için kişi yine de Türkiye’ye giremez. Birbiriyle sıkı sıkıya bağlı olduğu bu tarz karmaşık ve riskli dosyalarda, olayları bir bütün olarak değerlendiren bütüncül bir hukuki strateji oluşturmak en büyük gerekliliktir. Yabancılar hukuku pratiklerine ve emsal mahkeme kararlarına bütünüyle hakim olan hukuk büromuz, aynı mahkeme dosyası ve tek bir dilekçe üzerinden tüm hukuka aykırı idari ihlalleri tek seferde ortadan kaldıracak adımları atmaktadır.
Meşruhatlı Vize Başvurusu ile İstisnai Ülkeye Giriş Sağlanması
Hakkında idari kısıtlama veya giriş yasağı tesis edilmiş bir yabancı için Türk mahkemelerinde iptal davası açmak her zaman birincil ve en güvenilir yol olsa da, yargılamanın sonucunun beklenemeyeceği kadar çok acil ve insani durumlar yaşanabilir. Mahkemelerin iş yükü nedeniyle dava süresi beklenmek istenmiyorsa mevzuatta düzenlenen tamamen istisnai ve alternatif bir yol daha mevcuttur. Hakkında kesinleşmiş giriş yasağı bulunan yabancıların belirli ve kanıtlanabilir haklı mazeretlerin varlığı halinde Türkiye’ye yasal olarak girişine izin veren bu özel statülü vize türüne meşruhatlı vize denilmektedir. Yabancılar, yalnızca idarenin uygun göreceği resmi aile birleşimi, çok acil nitelikteki sağlık ve tedavi ihtiyaçları, resmi bir üniversitede onaylanmış eğitim görme zorunluluğu veya çapı büyük ticari yatırımlar gibi son derece ciddi sebeplerle, alanında yetkin bir avukat rehberliğinde bu meşruhatlı vizeyi talep edebilirler. Bu istisnai süreci başlatmak için yabancı kişi, bulunduğu ülkedeki Türk konsolosluklarına veya büyükelçiliklerine bizzat giderek randevu alır ve hukuk büromuzca özenle ve profesyonelce hazırlanan çok kapsamlı bir başvuru dosyası sunar. Söz konusu güçlü başvuru dosyasına, iddiayı kanıtlar nitelikte Türkiye’de tanınan resmi evliliği kanıtlayan evraklar, Türk tam teşekküllü hastanelerinden alınmış heyet raporları veya üniversite kesin kayıt kabul belgeleri eksiksiz şekilde eklenmelidir. Yurtdışındaki Türk konsolosluğu bu başvuruyu orada doğrudan karara bağlama yetkisine sahip değildir ilgili dosyayı incelemek ve nihai karar verilmek üzere Ankara’daki İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi merkez teşkilatına elektronik ortamda hızla iletir. Merkezdeki ilgili istihbarat ve göç uzmanları dosyayı inceler eğer yabancının ülkeye girmesinde milli güvenlik veya kamu düzeni açısından hiçbir somut tehlike görülmezse ve avukatlarımız aracılığıyla sunulan yasal mazeret inandırıcı bulunursa, istisnai bir hak olarak meşruhatlı vizeye onay verilebilir. Pasaportuna bu özel vizeyi işleten yabancı, sınır kapılarından ülkeye tamamen yasal ve itibarlı bir şekilde sorunsuzca giriş yapabilir. Ancak kesinlikle bilinmelidir ki, bu özel vizelerin verilmesi idarenin çok geniş takdir yetkisine bağlıdır ve hiçbir şartta otomatik bir hak değildir. Yabancının başvurusunun eksiksiz, tutarlı ve güçlü olması için mutlaka avukat danışmanlığı ile ilerlemek ret riskini en aza indirecek altın kuraldır.
İptal Davası Sürecinde Ortaya Çıkan Yargılama Masrafları
Hukuk devletinde haksız bir idari işlemin iptali için idare mahkemelerinde dava açılması, davacı taraf için devletin her yıl belirlediği harç tarifelerine göre belirli bir yargılama maliyetini de mecburi olarak beraberinde getirir. İptal davalarında adliye veznelerine ödenecek maktu ve nispi harçlar her yılın başında Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Harçlar Kanunu Genel Tebliği ile, o yılın tespit edilen yeniden değerleme oranına göre resmi olarak güncellenmektedir. Standart bir giriş yasağı ve kısıtlama kaldırma davasının idareye yatırılacak olan mahkeme veznesi masrafı yıllara ve davanın içeriğine göre değişiklik göstermektedir. Bu mecburi masraf kalemleri arasında yargılamayı usulen başlatan başvuru harcı, mahkemenin esastan karar verebilmesi için alınan maktu karar harcı ve davanın seyri için çok elzem olan yürütmeyi durdurma talebinin hakimlikçe incelenmesi harcı başı çekmektedir. Bunların yanı sıra, aylar sürecek dava süresince idareyle ve taraflarla yapılacak tüm resmi yazışmalar için hesaplanan posta ve tebligat giderleri de avans olarak peşin şekilde mahkeme veznesine yatırılmalıdır. Eğer açılan bu iptal davası dosyasında iddiaların veya olayın karmaşıklığı nedeniyle mahkemece yeminli tercüman tutulması, tanık dinlenmesi veya uzman bir bilirkişi heyeti incelemesi gerekirse, mahkeme veznesince davacıdan sonradan ekstra harçlar da talep edilebilir. Dava sürecinde, ilk derece idare mahkemesinin verdiği esasa ilişkin kararın ardından bir üst mahkeme olan Bölge İdare Mahkemesine istinaf başvurusu yapılırken de usul yasaları gereği ayrı bir istinaf başvuru harcı peşin ödenir. Hukuk sistemimizde adil yargılanma hakkının bir parçası olarak, idari davanın hukuk büromuzun güçlü ve haklı temsili ile müvekkil lehine olumlu sonuçlanması durumunda, sürecin başından beri devlete ödenen bu yasal mahkeme harç ve masraflarının tamamı haksız işlem tesis eden davalı idareden mahkeme kararıyla tahsil edilerek müvekkile kuruşu kuruşuna iade edilir. Dava sürecinin maddi yükünün ve harç yatırma prosedürlerinin can sıkıcı karmaşıklığının önüne geçmek adına, tüm bu hukuki mali süreç avukatlarımız tarafından son derece şeffaf, kayıtlı ve güvenilir bir şekilde yönetilmektedir. Müvekkillerimiz sadece hukuki güvencenin rahatlığını yaşarken, tüm bürokratik engeller tarafımızca aşılmaktadır.
V157 Tahdit Kodu İptali Sonuç
Yabancılar hukuku mevzuatı çerçevesinde büyük umutlar ve masraflarla yapılan ikamet izni başvurularının idarece reddedilmesi, Türkiye’de yasal olarak yaşamayı planlayan yabancı uyruklu kişiler ve onların geride bıraktığı aileleri üzerinde telafisi çok güç hukuki, psikolojik ve maddi etkiler yaratabilmektedir. Kamu düzenini ve sınır güvenliğini korumak amacıyla oluşturulan yaptırım sistemleri, uygulamada zaman zaman hatalı memur değerlendirmelerine kurban gitmekte ve hukuka aykırı olarak kullanılabilmektedir. Temel ve anayasal bir insan hakkı olan seyahat özgürlüğünü kısıtlayan bu idari engellerin ve hürriyeti doğrudan tehdit eden zorla sınır dışı edilme tehlikesinin ortadan kaldırılması, oldukça karmaşık ve katı sürelere tabi idari yargı prosedürlerini eksiksiz işletmeyi gerektirir. Yasal cevap sürelerinin bir gün bile kaçırılması veya yetkisiz mahkemeye eksik hukuki argümanlarla dava açılması, idari işlemleri geri dönülemez biçimde kesinleştirerek kalıcı mağduriyetler doğurur. Bu nedenle müvekkil adaylarımızın, dava öncesi dosya hazırlığı ve idari itiraz süreçlerini kulaktan dolma bilgilerle değil kusursuz ve profesyonel bir stratejiyle planlamaları şarttır. Hukuki bilgi eksikliğinden kaynaklanacak devasa hak kayıplarının kesin olarak önüne geçilmesi için yasal sürecin en başından, daha sınır kapısında veya göç idaresinde ilk sorun yaşandığı andan itibaren güvenilir bir hukuk bürosundan profesyonel destek alınması gerekmektedir. İdare mahkemelerinde açılacak hayati iptal davalarının başarıyla sonuçlanması ve yargı süreci için V157 Tahdit Kodu iptali davalarının kusursuz takibi ciddi bir mevzuat uzmanlığı gerektirir. Yabancıların karşısına çıkan devlet bürokrasisi ve zorlu hukuki engellerin bertaraf edilmesinde deneyimli bir Avukat İstanbul ile yola çıkmak özgürlüğe giden en güvenilir köprüyü inşa edecektir. Süreçlerinizi her aşamada şeffaf ve profesyonel bir şekilde yürüten Avukat İstanbul ekibi olarak en temel haklarınızı mahkemeler nezdinde korumaya sonuna kadar kararlıyız. Sahip olduğunuz tüm hukuki sorunlarınızda detaylı bilgi, gerçekçi stratejiler ve güçlü danışmanlık hizmeti almak için alanında öncü Av. Tolga Çelik Hukuk ve Danışmanlık Ofisi ile hemen iletişime geçebilirsiniz. Ofisimiz, Mecidiyeköy Mahallesi, Mecidiyeköy Yolu Cd. Elbir İş Merkezi No:6 Kat:9 Daire:11, 34381 Şişli/İstanbul adresinde tam donanımlı olarak faaliyet göstermekte olup, yabancılar hukuku alanında uzman kadrosuyla siz değerli ve haklı potansiyel müvekkillerimizin her daim güvenle yanındadır.
V157 Tahdit Kodu İptali Sık Sorulan Sorular
Göç idaresi tarafından sisteme işlenen idari yasaklama kural olarak ve mevzuat gereği süresiz bir yaptırım veya kalıcı bir ceza değildir. İkamet ret kararı sonrası idare tarafından devlet sisteminde genellikle bir yıl süreyle aktif olacak şekilde tesis edilir. Ancak başvuran yabancının dosyasına, ikamet reddinden sonra ülkede kaçak ve izinsiz kaldığı gün sayısına ve emniyet birimlerince tespit edilen olası güvenlik risklerine bağlı olarak bu idari yaptırım süresi bizzat idarece beş yıla kadar dahi uzatılabilir. En çok dikkat edilmesi gereken husus ise yasak süresi yasal takvime göre dolsa dahi, kayıtların sistemden otomatik olarak silinmeme ihtimalidir. Bu gibi mağduriyetlere karşı durum hukuk büromuzca sıkıca takip edilmeli, gerekirse kaydın tamamen silinmesi için idareye resmi bir hukuki talepte bulunulmalıdır. Kendi başınıza bu bürokratik süreci takip etmeniz hatalı ve eksik sonuçlara yol açabilir.
Evet, hukuki danışmanlık ile doğru adımlar atılırsa belirli istisnai şartlar altında söz konusu giriş yasağına sahip olan biri de bu özel vizeyi alabilir. Hakkında kesinleşmiş bir giriş engeli bulunan yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’ye dava sonucunu yıllarca beklemeden yasal yollardan girebilmesinin yegane resmi ve yasal istisnası meşruhatlı vize uygulamasıdır. Ciddi sağlık sorunları ve tedavi ihtiyaçları, resmi kanallarla kazanılmış eğitim hakkı, yasal onaylı çalışma izni veya resmi aile birleşimi gibi son derece haklı ve yetkili makamlardan alınan evraklarla ispatlanabilir mazeretleri bulunan kişiler, kendi ülkelerinde bulunan Türk konsolosluklarına başvuru yapabilirler. Hukuk büromuz bu karmaşık başvuru dosyalarını tüm detaylarıyla titizlikle hazırlayarak müvekkillerimizin idareden hızlıca onay almasını ve ülkeye güvenli girişini büyük oranda kolaylaştırmaktadır.
Yabancı hakkında doğrudan valilikçe tesis edilen sınır dışı etme kararına karşı, idari kararın kişiye veya yasal temsilcisine resmi olarak tebliğinden itibaren sadece yedi günlük hak düşürücü süre içinde ilgili idare mahkemesinde açılan iptal davası, deport işlemlerini kanunen ve kendiliğinden durdurur. Alanında uzman avukatlarımız aracılığıyla usulüne uygun açılan dava neticesinde bağımsız hakim davayı esastan inceleyip nihai kararını verene kadar yabancı kolluk veya polis zoruyla kesinlikle ülkeden çıkarılamaz. Ancak önemle bilinmelidir ki, sadece mahkemede iptal davası açmak kişinin hürriyetini fiilen kısıtlayan idari gözetim kararını otomatik olarak geri gönderme merkezlerinden kaldırmaz. Kişinin fiziken salıverilmesi için ayrıca o yerdeki Sulh Ceza Hakimliğine büromuz tarafından çok güçlü ve özel bir itiraz başvurusu yapılması yasal bir şarttır.
Hukuken ve teknik olarak evet açabilir, ancak yurt dışında bulunan yabancı uyruklu bir kişinin Türk idare hukuku usullerini, zorlu mevzuatı ve dili bilerek bizzat Türkiye’deki mahkemelerde geçerli, hatasız ve resmi bir adli işlem yapması fiilen ve pratik olarak kesinlikle mümkün değildir. Bu zor durumda olan, sınır kapılarından geri çevrilen yabancılar, zaman kaybetmeden bulundukları ülkedeki Türk konsolosluklarına veya ilgili noter yetkisi olan makamlara giderek Türkiye’deki yetkin hukuk büromuza dava açma ve itiraz yetkilerini içeren özel formatlı bir vekaletname çıkartmalıdır. Gerekli yetkilerle donatılan uzman avukatlarımız, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden müvekkilleri adına tüm idari itiraz ve zorlu adli dava süreçlerini bizzat Türkiye’den son derece profesyonelce yürütecektir.
Dava açarken hakli sebeplerle yürütmenin durdurulmasını talep etmek yasada emredilen mutlak bir kanuni zorunluluk değildir. İsterseniz söz konusu idari yaptırım için sadece nihai iptal talepli standart bir idari dava açabilirsiniz. Ancak, mahkeme davasının işleyişi ve yabancının acil mağduriyetinin giderilmesi açısından bu önemli talep, hukuk büromuz tarafından asla vazgeçilmez stratejik bir hukuki mecburiyet olarak görülmektedir. Eğer bu güçlü yürütmenin durdurulması kararı hakimden dava sürecinde alınmazsa, yargılama bir veya iki yıl sürse dahi yabancı bu bekleme süreci boyunca Türkiye’ye giriş yapamaz. Bu nedenle hazırlanan dava dilekçesinde bu karar muhakkak uzman avukatlarca özel bir başlıkla talep edilmeli ve kişinin telafisi imkansız devasa zararlara uğrayacağı yüksek mahkeme içtihatları eşliğinde yargıca ispatlanmalıdır.