Modern tıbbın ve üreme teknolojilerinin hızla gelişmesi sonucunda çocuk sahibi olmak isteyen bireyler için çok sayıda yeni alternatif ortaya çıkmıştır. Doğal yollarla veya standart tüp bebek tedavileriyle çocuk sahibi olamayan çiftler son çare olarak alternatif üreme yöntemlerini araştırmaktadır. Tıbbi imkansızlıkların aşılamadığı durumlarda dünya genelinde sıklıkla başvurulan yöntemlerden biri de alternatif ebeveynlik kurumudur. Hukuki destek arayışına giren ve yasal haklarını öğrenmek isteyen potansiyel müvekkillerin zihninde canlanan en temel konu Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı? sorusunun yanıtıdır. Hukuki riskleri doğru analiz edebilmek ve gelecekte telafisi imkansız zararlara uğramamak adına öncelikle bu kavramın ne anlama geldiğini ve yasal sınırlarını çok net belirlemek gerekir.
Genel bir tanımla bu uygulama bir kadının başka bir kişi veya çift adına hamile kalmayı ve doğum gerçekleştiğinde çocuğu o kişilere teslim etmeyi kabul ettiği bir üreme anlaşmasıdır. Uygulamada bu yöntem iki temel şekilde karşımıza çıkar. Geleneksel yöntem olarak bilinen uygulamada doğumu yapacak kadının kendi yumurtası ile hedeflenen babanın spermi döllenir. Bu durumda doğuran kişi doğurduğu çocuğun aynı zamanda genetik annesi konumunda olur. İkinci tür olan gestasyonel yöntemde ise hedeflenen anne ve babaya ait üreme hücreleri laboratuvar ortamında döllenerek hamileliği yürütecek kişinin rahmine yerleştirilir. Gestasyonel yöntemde ilgili kadın sadece hamilelik sürecini yürütür ve çocukla herhangi bir genetik bağı bulunmaz. Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın sürecin hukuki statüsü ülkeden ülkeye çok keskin farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle çocuk sahibi olma hayali kuran müvekkillerimizin yürürlükteki mevzuatı ofisimiz uzman avukatlarıyla çok iyi incelemesi ve profesyonel hukuki destek alması şarttır.
Türk Mevzuatı Çerçevesinde Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı?
Türk hukuk sistemine detaylıca bakıldığında kanun koyucunun geleneksel aile yapısını kamu düzenini ve soybağı güvenliğini koruma refleksiyle hareket ettiği açıkça görülmektedir. Müvekkil adaylarının ofisimize yönelttiği ve en çok cevap aradığı Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı? sorusunun yanıtı mevcut yasal düzenlemeler ışığında kesin ve net bir olumsuzluk taşır. Türk mevzuatında bu uygulamalar kesin olarak yasaklanmıştır. Bu yasak sadece bir tek kanunla sınırlı kalmamış sağlık mevzuatından ceza hukukuna kadar oldukça geniş bir yelpazede güvence altına alınmıştır. Potansiyel müvekkillerimizin yasal süreçlerde mağdur olmamaları adına bu katı sınırları iyi bilmeleri gerekmektedir.
Yasağın en temel hukuki dayanağı 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması Saklanması Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun hükümlerinde yer almaktadır. İlgili kanunun ek maddelerinde başkasına ait üreme hücresi veya embriyonun kullanılması suretiyle donasyon işlemi yapılması kesin surette yasaklanmıştır. Ayrıca bu amaçla üreme hücrelerinin veya embriyonun bağışlanması, satılması, saklanması, taşınması, ithalatı, ihracatı ve bu işlemlere aracılık edilmesi de açıkça men edilmiştir. Kanun koyucu bu emredici hükümle sadece yumurta veya sperm donasyonunu değil doğrudan doğruya bu faaliyetleri de yasadışı ilan etmiştir.
Bununla birlikte Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları Yönetmeliği de bu yasağı çok net bir şekilde detaylandırmaktadır. Bu yönetmeliğe göre yapay üreme yöntemlerinden yalnızca resmi nikahlı evli çiftler yararlanabilir. Dahası bu evli çiftlerin sadece kendilerine ait üreme hücrelerini kullanmaları yasal bir zorunluluktur. İlgili yönetmelik donör kullanılmasını elde edilen embriyoların başkalarına transfer edilmesini ve başkasının çocuğu için hamilelik yapılmasını kesin olarak yasaklamaktadır. Nitekim bu yasal engeller nedeniyle Türkiye sınırları içerisinde resmi veya gayriresmi olarak bu faaliyeti yürütmek veya sürece aracılık etmek ağır cezai yaptırımlara tabidir. Hukuki risklerin son derece yüksek olduğu bu hassas alanda detaylı bir hukuki danışmanlık alınması bireylerin geleceği açısından hayati bir önem taşır.
Sözleşmelerin Geçerliliği ve Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı?
Bu süreç doğası gereği taraflar arasında çok kapsamlı bir anlaşma yapılmasını gerektirir. Hedeflenen ebeveynler ile hamileliği yürütecek kadın arasında hamilelik sürecinin yönetimi, tıbbi masrafların karşılanması, ödenecek ücretler ve doğum sonrası çocuğun teslimi gibi konuları içeren çeşitli sözleşmeler akdedilmek istenebilir. Hukuk ofisimize başvuran potansiyel müvekkiller genellikle bu tür bir sözleşmenin Türkiye’de hukuken geçerli olup olmayacağını merak etmektedir. Türk Borçlar Hukuku kapsamında bireyler sözleşme özgürlüğüne sahip olsalar da bu özgürlük asla sınırsız bir hak değildir. Bir sözleşmenin konusunun kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmaması mutlak bir zorunluluktur.
Danışmanlık talep eden müvekkillerin hukuki geçerlilik boyutunda sorduğu Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı? sorusunun cevabının net bir hayır olması doğal olarak bu amaçla kurulan sözleşmelerin akıbetini de doğrudan belirlemektedir. Türk Borçlar Kanunu ilgili 27. maddesi uyarınca bu sözleşmeler mutlak butlan yani kesin hükümsüzlük yaptırımı ile karşı karşıyadır. Başka bir deyişle bu sözleşmeler hukuken baştan itibaren ölü doğmuş kabul edilir ve mahkemeler nezdinde hiçbir geçerliliği yoktur. İnsan bedeninin veya üreme kapasitesinin bir ticari meta gibi sözleşme konusu yapılması Türk hukukunda insan onuruna ve kişilik haklarına açık bir aykırılık olarak değerlendirilir. Hatta bu sürecin gönüllü ve ücretsiz olarak yapıldığı özgecil nitelikli ödünç annelik durumlarında dahi soybağı kurallarına ve emredici kanun hükümlerine aykırılık nedeniyle sözleşme yine tamamen geçersiz sayılacaktır.
Sözleşmenin kesin hükümsüzlüğünün taraflar açısından çok ağır maddi ve manevi sonuçları ortaya çıkmaktadır. Örneğin hedeflenen ebeveynler süreci yürütecek kadına hamilelik öncesi veya sürecinde yüklü miktarda ödeme yapmış olsalar dahi sözleşmenin mutlak geçersizliği sebebiyle bu bedelleri hukuki yollardan geri talep edemezler. Sebepsiz zenginleşme kuralları gereği ahlaka veya hukuka aykırı bir amacın gerçekleşmesi için verilen değerlerin iadesi Türk mahkemelerinden istenemez. Aynı şekilde doğuran kadın doğumdan sonra fikrini değiştirip çocuğu teslim etmekten vazgeçerse hedeflenen ebeveynler ellerindeki sözleşmeye dayanarak mahkemeden ifa talebinde bulunamazlar. Böylesine korumasız ve yasal riskleri yüksek bir zeminde adım atmadan önce konunun uzmanı avukatlar tarafından tüm risk haritasının ofisimizde detaylıca analiz edilmesi gerekmektedir.
Geleneksel yöntemde hamileliği yürüten kadının çocukla genetik bağı bulunurken hukuki durum net bir yasaklamadır ve taraflar arası sözleşme mutlak butlan ile geçersizdir. Gestasyonel yöntemde ise doğuran kadının genetik bağı olmamasına rağmen Türk hukukundaki yasal durum yine kesin bir yasaklamadır. Ticari boyutta ücret karşılığı yapılan işlemler doğrudan ceza hukuku kapsamında suç teşkil ederken gönüllülük esasıyla ücretsiz yapılan özgecil uygulamalar dahi kanunlarımızca geçersiz kılınmıştır. Tüm bu türlerde yapılan anlaşmalar istisnasız olarak hukuki korumadan yoksundur.
Ceza Hukuku Boyutuyla Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı?
Yurtdışı veya yurtiçi girişimlerin Türkiye sınırları içerisine yansıması sadece hukuki geçersizlikle sınırlı kalmayıp çok ciddi cezai yaptırımları da beraberinde getirmektedir. Kanun koyucu nesebin ve soybağının doğru bir şekilde kurulmasını kamu düzeninin vazgeçilmez bir teminatı olarak gördüğünden bu yapıyı bozacak eylemleri Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır suçlar olarak düzenlemiştir. Yasal danışmanlık talep eden müvekkillerin Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı? şeklindeki araştırmaları kesinlikle ceza hukuku boyutunu da kapsamalıdır. Müvekkillerin özellikle bilmesi ve kaçınması gereken en önemli ceza normu çocuğun soybağını değiştirme suçu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türk Ceza Kanunu 231. maddesi bir çocuğun soybağını kasten değiştiren veya gizleyen kişinin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağını kesin bir biçimde hüküm altına almıştır. Bu yöntemle doğan bir çocuğun hastane kayıtlarında doğuran kadın yerine hedef genetik anne üzerine kaydedilmesi doğrudan bu maddi suçu oluşturur. Çocuğun genetik ebeveynleri, süreci yürüten kadın ve bu sahte doğuma bilerek aracılık eden sağlık personeli iştirak halinde bu kasıtlı suçu işlemiş kabul edilirler. Soybağının doğru tespitinde hem bireylerin kişisel hakları hem de toplumun üstün yararı bulunmaktadır. Miras, velayet, nafaka ve vatandaşlık gibi temel haklar doğrudan doğruya hukuki soybağına dayandığı için nüfus kayıtlarının gerçeğe aykırı düzenlenmesi ceza hukuku anlamında asla tolere edilmemektedir.
Bunun yanı sıra süreç içerisinde resmi belgede sahtecilik suçu da sıklıkla gündeme gelebilmektedir. Hastanede düzenlenen resmi doğum raporlarının gerçeğe aykırı beyanlarla oluşturulması kamu güvenini sarsan ayrı ve bağımsız bir suç tipidir. Daha vahim olan bir diğer yasal risk ise bu sürecin ticari bir organizasyon çerçevesinde yapılması halinde eylemin organ ve doku ticareti suçu kapsamında değerlendirilme ihtimalidir. Türk Ceza Kanunu 91. maddesi hukuken geçerli bir rıza olmaksızın veya maddi menfaat karşılığında doku ve organ alışverişini ve embriyo ticaretini ağır hapis cezalarıyla yaptırıma bağlamıştır. Bu suçların yurtdışında işlenmesi durumunda dahi faillerin Türk vatandaşı olması sebebiyle Türkiye’de yargılanma riskleri hukuken mevcuttur. Soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin şikayete tabi olmaması ve makamlarca resen yürütülmesi konunun hukuki ciddiyetini artırmaktadır. Yargılama sürecinde telafisi imkansız hak kayıplarına uğramamak adına deneyimli avukat kadromuzun sürece en başından dahil olması elzemdir.
Soybağının Kurulması Aşamasında Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı?
Türk hukukunda aile yapısının temel taşı olan soybağı kavramı Türk Medeni Kanunu içerisinde son derece katı ve emredici kurallara bağlanmıştır. Nüfus kayıtlarının oluşturulması sürecinde Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı? sorusunun hukuki sonuçları en ağır biçimde hissedilmektedir. Müvekkillerin kabullenmekte en çok zorlandığı konu genetik bağ ile hukuki bağ arasındaki bu derin ayrımdır. Medeni Kanunumuzun 282. maddesi çocuk ile anne arasındaki soybağının doğumla birlikte kendiliğinden kurulacağını hiçbir tereddüde yer bırakmaksızın açıkça belirtmiştir. Hukukumuzda bir çocuğu dünyaya getiren kadın her zaman ve her koşulda o çocuğun yasal annesidir. Çocuğun genetik yapısının veya DNA kayıtlarının kime ait olduğunun anne yönünden soybağının tesisi aşamasında hiçbir hukuki geçerliliği yoktur.
Bu kesin kural bu tarz alternatif yöntemler söz konusu olduğunda içinden çıkılmaz bir hukuki tablo yaratır. Dünyaya gelen çocuğun yasal ve tek annesi onu dokuz ay boyunca rahminde taşıyan, emek veren ve doğuran kadındır. Hedeflenen genetik anne kendi yumurtası kullanılmış olsa dahi Türk hukuku karşısında çocuğa tamamen yabancı bir üçüncü kişi konumunda kalmaktadır. Doğumla birlikte velayet hakkı, yasal mirasçılık sıfatı ve bakım yükümlülüğü tamamen doğuran kişiyi kapsar. Nüfus kütüğüne doğuran kadının doğrudan anne olarak tescil edilmesi yasal ve idari bir zorunluluktur. Mevcut kanuni düzenlemeler çerçevesinde anne ile çocuk arasındaki bu hukuki bağın soybağının reddi davası yoluyla ortadan kaldırılması da kural olarak mümkün değildir. Çünkü anne yönünden soybağı reddedilemez ancak çok istisnai hallerde yanlış kaydın düzeltilmesi davası açılabilir. Fakat doğuran kadının kim olduğu bilindiği sürece ortada nüfus mevzuatı açısından bir yanlış kayıt da hukuken bulunmamaktadır.
Genetik anne açısından yaratılan bu katı ve tavizsiz durum Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daire içtihatlarında da defalarca vurgulanmıştır. Yüksek mahkeme kararlarında çocuğu doğuran kadının dışında bir başka kadının nüfus kütüğüne hukuka aykırı şekilde anne olarak yazılmasının o kadınla çocuk arasında asla geçerli bir soybağı kurmayacağı kati surette belirtilmektedir. Bu durum sadece iptali gereken ve kamu düzenine aykırı olan hatalı bir idari işlemdir. Kısacası hedeflenen ebeveyn ile doğuran kadın arasında yapılan özel anlaşmalar Medeni Kanun’un soybağına ilişkin emredici hükümlerini bertaraf edemez. Bu son derece karmaşık statü içerisinde çocukla yasal bir bağ kurmak isteyen müvekkillerimizin önündeki hukuki prosedürler meşakkatlidir ve mutlaka ofisimiz rehberliğinde yönetilmelidir.
Yurtdışında Doğan Çocuğun Nüfusa Kaydı
Türk mevzuatındaki katı yasaklar sebebiyle çocuk sahibi olmak isteyen pek çok çift bu süreçlerin tamamen yasal olduğu ve desteklendiği ülkelere yönelmektedir. Gürcistan, Ukrayna veya Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde gerçekleştirilen yasal işlemler sonucunda dünyaya gelen çocukların Türkiye’deki hukuki durumu ise apayrı ve son derece titiz yürütülmesi gereken bir bürokratik süreç gerektirir. Burada müvekkillerin karşısına çıkan en büyük problem yurtdışında yabancı doğum belgesinde genetik anne ile babanın adının yazdığı bir çocuğun Türk nüfus kütüklerine nasıl ve kimin üzerine kaydedileceğidir.
Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca Türk vatandaşı ana veya babadan evlilik birliği içinde veya dışında doğan çocuk nerede doğduğuna bakılmaksızın soybağı esasıyla doğrudan Türk vatandaşlığını kazanır. Ancak yurtdışında doğan çocuğun vatandaşlık haklarından fiilen yararlanabilmesi ve kimlik belgesi alabilmesi için idari doğum bildiriminin yapılması şarttır. Doğum bildirimleri olayın gerçekleştiği tarihten itibaren altmış gün içinde doğrudan ilgili dış temsilciliğe yani Türk konsolosluklarına bizzat yapılmalıdır. Başvuru esnasında doğuma ilişkin yetkili yabancı makamlardan alınmış resmi uluslararası geçerliliği olan doğum belgelerinin apostil şerhi taşıması ve yeminli noter tasdikli Türkçe tercümelerinin ibraz edilmesi kanuni bir zorunluluktur.
Yurtdışı doğum bildirimi aşamaları son derece titizlikle yürütülmelidir. İlk aşamada ilgili yabancı makamdan resmi bir doğum belgesi temin edilerek çocuğun varlığının ispatı sağlanır. Ardından bu belgenin Türk makamlarınca hukuken tanınması için apostil şerhi alınması mutlak surette gerekir. Ayrıca yeminli Türkçe tercüme ve noter onayı aşamaları tamamlanmalıdır. Üçüncü temel işlem olarak kanuni süresi içinde ebeveyn kimlikleri ile birlikte dış temsilciliğe başvuru bizzat yapılır. Bu sayede Türk nüfus kütüğüne tescil işlemi resmen başlatılır. Son olarak evlilik dışı doğumlarda annenin medeni hal belgesinin sunulması yetkililerce istenir. Babanın ise konsoloslukta resmi bir tanıma senedi düzenlemesi mecburidir. Bütün bu bürokratik işlemlerin uzman bir hukukçu eşliğinde eksiksiz tamamlanmasıyla çocuk baba üzerinden Türk soybağına ve vatandaşlığına geçmiş olur.
Biyolojik Babanın Çocuğu Tanıma Süreci
Anne ile hukuki soybağının kurulmasındaki esnetilemez kurallara karşın Türk Medeni Kanunu baba ile soybağının kurulmasında nispeten daha esnek bir hukuki yapı benimsemiştir. Hedeflenen baba genellikle kendi genetik spermini kullandığı için çocuğun gerçek biyolojik babası olmaktadır. Kanuna göre baba ile çocuk arasındaki soybağı anne ile geçerli bir evlilik, tanıma beyanı veya hakim hükmüyle kurulabilir. Doğuran kadın bekarsa veya eşinden yasal olarak boşanmışsa doğan çocuk hukuken evlilik dışı bir statüye sahip olur. Bu özel durumda biyolojik babanın çocuğu kendi Türk nüfusuna alabilmesi için yasal tanıma kurumunu derhal işletmesi gerekecektir.
Tanıma işlemi babanın tek taraflı irade beyanıyla gerçekleşen ve annenin rızasını gerektirmeyen önemli bir haktır. Biyolojik baba bu kurucu hakkını vekil aracılığıyla kullanamaz ve bizzat işlem yapması şarttır. Kanun tanımanın hukuken geçerli olabilmesi için belirli şekil şartları öngörmüştür. Baba nüfus müdürlüğüne veya aile mahkemesine yazılı bir başvuru yaparak çocuğu tanıdığını açıkça beyan edebilir. Ayrıca noter huzurunda resmi şekilde düzenlenecek bir tanıma senediyle veya vasiyetname yoluyla da tanıma işleminin gerçekleştirilmesi hukuken mümkündür. Konsolosluk veya noterlik vasıtasıyla yapılan geçerli tanıma beyanları sonucunda çocuk ile baba arasında geçmişe etkili olarak hukuki bir soybağı kurulmuş olur.
Ancak bu tanımanın geçerli olabilmesi için çocuğun hukuken başka bir erkekle soybağının kesinlikle bulunmaması gerekir. Eğer doğuran kişi resmi olarak evli ise Türk Medeni Kanunu gereğince evlilik birliği içinde doğan çocuğun babası yasal karine gereği resmi kocası sayılır. Babalık karinesi olarak adlandırılan bu güçlü hukuki durum karşısında gerçek genetik babanın çocuğu tanıyabilmesi için öncelikle mevcut yasal kocanın soybağının reddi davası açarak çocukla koca arasındaki bağı tamamen ortadan kaldırması zorunludur. Soybağının reddi davası mahkemece sonuçlanıp karar kesinleşmeden gerçek biyolojik baba hiçbir şekilde tanıma işlemi yapamaz. Bu tür davalarda kanuni süreler son derece kısadır ve hak düşürücü süreler kaçırıldığında telafisi imkansız hukuki zararlar doğabilir. Babanın haklarını güvence altına alabilmesi için ofisimizin uzman avukatlarıyla doğru hukuki stratejiyi belirlemesi hayati önem taşır.
Yabancı Mahkeme Kararlarının Türkiye’de Tanınması ve Tenfizi
Yurtdışında bu yöntemle çocuk sahibi olan ve o ülkenin yasalarına göre işlemleri tamamlayan çiftler genellikle ilgili ülkenin mahkemelerinden kendi ebeveynlik haklarını doğrudan tescil eden kesin kararlar almaktadır. Hedeflenen ebeveynler ellerindeki bu yabancı mahkeme kararlarını Türkiye’de tanıtarak çocukla olan hukuki soybağını dolaysız bir şekilde kurmayı talep edebilirler. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yabancı ülke mahkemelerince verilen hukuki kararların Türkiye’de kesin hüküm niteliğiyle sonuç doğurabilmesi için tanıma ve tenfiz davası açılması hukuki bir zorunluluktur. Ancak bu davalarda müvekkillerimizin aşması gereken çok büyük ve katı bir yasal engel bulunmaktadır.
İlgili kanunun 54. maddesine göre bir yabancı mahkeme kararının tanınabilmesi için söz konusu yargı kararının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması mutlak bir şarttır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamalarına göre bu tarz süreçlerin sonucunda genetik annenin çocuğu hiç doğurmadan doğrudan yasal anne ilan edilmesi Türk aile hukuku prensiplerine ve emredici soybağı hükümlerine açıkça aykırılık teşkil eder. Bu temel sebeple ebeveynlik haklarını tescil eden yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması talepleri yerel mahkemelerce çoğunlukla kamu düzenine açık aykırılık gerekçesiyle reddedilmektedir. Türk mahkemeleri doğuran kadının anne olduğu kuralını esnetilemez bir parça olarak değerlendirmekte ve revizyon yasağı çerçevesinde yabancı kararın doğuracağı nihai sonucu Türk iç hukukuna kökten aykırı bulmaktadır.
Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları son yıllarda bu katı tutumu yumuşatmaya yönelik çok önemli uluslararası kriterler getirmiştir. Özellikle Fransa’ya karşı açılan davalarda AİHM yurtdışında doğan çocukların soybağının kendi ülkelerinde tanınmamasının özel hayata saygı hakkını doğrudan ihlal ettiğine hükmetmiştir. AİHM çocuğun yüksek yararı ilkesini temel alarak sırf bu uygulama o devlette yasadışı diye çocukların vatandaşlık ve yasal statüden kalıcı olarak mahrum bırakılamayacağını açıkça belirtmiştir. İç hukukumuzdaki kamu düzeni kavramının daha dar ve mutlaka çocuk lehine yorumlanması gerektiği güçlü bir şekilde savunulmaktadır. Yabancı kararların tanınması süreçlerinde bu uluslararası argümanların ofisimizce yetkili mahkemelere çok etkili bir hukuki dille sunulması davanın kaderini bütünüyle değiştirmektedir.
Genetik Annenin Üvey Çocuk Evlat Edinme Süreci
Türk hukuku normları karşısında hamileliği yürüten kadın çocuğun yasal annesi ve genetik baba ise yabancı belge veya tanıma işlemi ile yasal baba konumuna gelmektedir. Peki bu hukuki çıkmazda genetik anne çocuğu ile arasındaki eksik yasal soybağını nasıl tamamlayacaktır? Mevcut yasal çerçevede genetik annenin çocuğu kendi nüfusuna kaydedebilmesinin nihai hukuki yolu üvey çocuk evlat edinme müessesesidir. Türk Medeni Kanunu’nun 306. maddesi eşlerden birinin diğerinin evlilik dışı veya önceki evlilikten olan çocuğunu evlat edinebilmesine özel kolaylaştırılmış koşullar altında yasal imkan tanımıştır.
İlgili kanun maddesine göre eşlerden birinin diğerinin çocuğunu evlat edinebilmesi için eşlerin aralıksız olarak en az iki yıldan beri evli olmaları veya evlat edinecek eşin otuz yaşını tam olarak doldurmuş olması gerekmektedir. Hedeflenen anne resmi evlilik bağı içerisinde bulunduğu yasal eşinin nüfusuna geçirdiği bu çocuğu hukuken evlat edinmek üzere görevli Aile Mahkemesine ofisimiz aracılığıyla detaylı bir dilekçeyle başvurmalıdır. Ancak evlat edinme işleminin mahkemece onaylanabilmesi için sadece yaş ve evlilik süresi şartlarının formel olarak sağlanması asla yeterli değildir. Sürecin en kritik ve zorlu aşaması çocuğun kanuni annesi konumundaki kadının bu evlat edinme durumuna mahkeme önünde kesin rıza göstermesidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca her türlü evlat edinme işlemi küçüğün ana ve babasının kesin rızasını gerektirir. Rıza beyanı doğrudan mahkeme huzurunda sözlü veya yazılı olarak verilmeli ve hakimin gözetiminde tutanağa geçirilmelidir. Doğuran kadının çeşitli şahsi sebeplerle rıza vermekten vazgeçmesi durumunda evlat edinme süreci tamamen tıkanabilir. Kanun sadece kim olduğu bilinmeyen veya çocuğa karşı kanuni özen yükümlülüğünü çok ağır şekilde ihlal eden ebeveynlerin rızasının istisnai olarak aranmayacağını belirtmiştir. Hukuken geçerli rızanın alınamaması uzun ve son derece çekişmeli davaların doğmasına neden olur. Evlat edinme sürecinde çocuğun yüksek menfaatinin korunması ve uzman pedagog raporlarının lehe hazırlanması bizzat ofisimiz avukatları tarafından takip edilmesi gereken son derece hassas konulardır.
Sık Sorulan Sorular
Hukuk sistemimizde sözleşme serbestisi bulunsa da ahlaka, kamu düzenine ve kanunların emredici hükümlerine aykırı sözleşmeler şekli ne olursa olsun mutlak olarak geçersizdir. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmelerin noterde, konsoloslukta veya mahkemede şahitler huzurunda yapılması ona hiçbir hukuki geçerlilik kazandırmaz. Sözleşme kesin hükümsüzdür ve taraflara yasal olarak ifa hakkı veya borç doğurmaz.
Türk medeni hukukuna göre doğuran kadın çocuğun tartışmasız yasal annesidir. Doğumla birlikte velayet hakkı doğrudan kendisine aittir. Genetik ebeveynler kendi biyolojik materyallerini kullanmış ve tüm masrafları karşılamış olsalar bile sırf genetik bağa dayanarak çocuğu hukuki yollarla veya kolluk kuvvetiyle zorla alamazlar. Çocuğun yasal velayetinin kimde kalacağı aile mahkemelerinin çocuğun üstün yararını titizlikle değerlendirerek vereceği karara bağlıdır.
Yapılan tüm ödemeler mutlak geçersiz bir sözleşmeye ve hukuka aykırı bir amaca dayandığı için geri alınması kural olarak mümkün değildir. Türk Borçlar Kanunu’ndaki sebepsiz zenginleşme kuralları gereği ahlaka aykırı bir amacın gerçekleşmesi için karşı tarafa verilen değerler mahkeme kanalıyla talep edilemez. Bu nedenle taraflar hukuki korumadan yoksun kalarak çok büyük maddi riskler altına girmektedir.
Hedeflenen baba bekar ise ve süreçte kullanılan sperm kendi genetik materyaliyse yurtdışında doğan çocuğu nüfus müdürlüğünde, konsoloslukta veya mahkemede resmi tanıma işlemi ile doğrudan nüfusuna alabilir. Ancak bu durumda bile çocuğu doğuran kadın yasal anne olarak nüfus kütüğünde kalmaya devam eder. Babanın çocuğu tek başına yetiştirebilmesi için resmi anneye karşı velayet davası açması ve mahkemeden velayet hakkını üzerine alması gerekecektir.
Uygulamanın tamamen yasal olduğu bir ülkede o ülkenin kurallarına göre süreci yürütmek doğrudan bir suç teşkil etmeyebilir. Ancak bu yasal işlemler sonucunda Türkiye’ye dönüp nüfus idaresine veya hastanelere gerçeğe aykırı sahte beyanda bulunmak çocuğu kasten gizlemek veya Türkiye’de soybağını değiştirmeye teşebbüs etmek Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır yargılanma nedeni olacaktır. Tüm işlemlerin avukat eşliğinde yasalara uyumlu yürütülmesi zorunludur.
Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı? Sonuç
Tıp bilimindeki sınır tanımayan hızlı ilerlemeler bireylerin çocuk sahibi olma umutlarını her geçen gün artırmaktadır. Ancak yerel hukuk sistemlerinin bu hıza aynı oranda ayak uyduramadığı açık bir gerçektir. Müvekkil adaylarının aklındaki o büyük ve belirleyici soru olan Taşıyıcı Anne Türkiye’de Yasal Mı? sorusunun cevabı Türkiye özelinde oldukça sert yasaklara tabidir. Türk mevzuatının temelini oluşturan hükümler insan bedeninin ticari bir unsur olamayacağı inancından taviz vermemektedir. İlgili uygulamanın kanunlar nezdinde suç sayıldığı ve sözleşmelerinin mutlak geçersiz olduğu bu sistemde kulaktan dolma bilgilerle adım atmak büyük mağduriyetlere yol açabilir. Genetik annenin bizzat kendi çocuğuna yasal olarak yabancı sayıldığı bu katı düzende hukuki danışmanlık almak bir tercih değil zorunluluktur.
Özellikle yurtdışında başlatılan yasal süreçlerin Türkiye’ye yansıması oldukça karmaşık bir hukuki mücadeleyi gerektirmektedir. Babanın tanıma işlemlerini eksiksiz yapması ve yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanıtılabilmesi titiz bir hukuki çalışma ister. Genetik annenin evlat edinme yoluyla çocuğuna kavuşabilmesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Her davanın kendi içinde taşıdığı zorluklar profesyonel bir destek alınmasını tartışmasız bir ihtiyaç haline getirmektedir. Karmaşıklaşan bu süreçlerde hak kaybı yaşamamak adına profesyonel bir Avukat İstanbul ofisinden destek almak hayati önem taşır. Yabancı belgelerin tanınmasından evlat edinme davalarına kadar her aşamayı yönetecek uzman bir Avukat İstanbul merkezli çalışmalarıyla ailenizin yasal güvencesini en iyi şekilde sağlayacaktır. İhtiyaç duyduğunuz tüm hukuki süreçlerde Av. Tolga Çelik Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak uzman kadromuzla yanınızdayız. Bizlere Mecidiyeköy Mahallesi, Mecidiyeköy Yolu Cd. Elbir İş Merkezi No:6 Kat:9 Daire:11, 34381 Şişli/İstanbul adresinden ulaşarak hukuki danışmanlık ve dava takip hizmetlerimizden güvenle faydalanabilirsiniz.