Taşınmazın beyanlar veya şerhler hanesine Askeri Güvenlik Bölgesi Şerhi konulmasının ardından malikin mülkiyet hakkı son derece ciddi yasal daralmalara maruz kalır. İlgili yasal mevzuat uyarınca kısıtlı alan içindeki gerçek ve tüzel kişilere ait malların kural olarak idarece kamulaştırılabileceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Kamulaştırma işleminin fiilen yapılması mülkiyetin kamuya geçmesi ve malike güncel serbest piyasa rayiç bedelinin ödenmesi anlamına gelir. Ne var ki devlet idaresi bütçe kısıtlamaları veya acil bir ihtiyaç duyulmaması gibi çeşitli nedenlerle her zaman derhal kamulaştırma yoluna gitmemekte ve mülkiyeti yıllarca belirsiz bir statüde askıda bırakabilmektedir. Kamulaştırma yapılmayan bu yerlerde taşınmaz malikinin kendi mülkü üzerindeki yasal tasarruf yetkisi haksız yere ve ucu açık bir süreyle engellenmiş olmaktadır. Bu belirsizlik durumu mülk sahibinin anayasal haklarının doğrudan ihlali anlamına gelir.
Kısıtlanan sınırlar içinde izinsiz herhangi bir inşaat yapılması kanunen kesinlikle yasaklanmıştır. Yetkili komutanlığın veya mülki amirliğin onay vermediği her türlü yapım faaliyeti tespit edildiği an sahada derhal durdurulur. Mevzuata aykırı olarak inşa edilen yapılar idare tarafından verilen kısıtlı süre içinde maliklerince yıkılmadığı takdirde, mahalli mülki idare amirliğince başkaca bir mahkeme kararına veya yargısal izne kesinlikle gerek kalmaksızın resen yıktırılır. Üstelik doğan tüm yıkım masrafları doğrudan taşınmaz sahibinden icra yoluyla tahsil edilir. İmar planlarında bu araziler yapılaşmaya kapalı alanlar olarak nitelendirilerek her türlü ticari yatırımın ve konut inşasının önü tamamen kesilir. Gayrimenkul geliştirme potansiyeli bir anda sıfıra inen taşınmazın değeri serbest piyasada dramatik bir şekilde düşüş gösterir.
Sadece inşaat sektörü değil taşınmazın mevcut tarımsal faaliyetleri dahi çok katı devlet kısıtlamalarına tabi tutulabilmektedir. Koruma sınırlarından itibaren iki yüz metreye kadar olan kısımlarda toprağın yapısına veya malikin şahsi tercihine bakılmaksızın, hangi tür zirai ürünlerin yetiştirilebileceğine malik değil doğrudan mahalli mülki amirler karar vermektedir. Örneğin stratejik görüş alanını kapatabilecek yüksek boylu tarım bitkilerinin veya sık ağaçların ekimi milli güvenlik gerekçesiyle engellenebilmektedir. Bunun yanı sıra arazinin fotoğrafının veya filminin çekilmesi, harita veya krokisinin çıkarılması, savunma ve emniyet tedbirlerini aksatacak veya açığa çıkaracak her türlü elektronik cihazın kullanılması kesin bir dille yasaklanmıştır. Türk vatandaşlarının kural olarak bu bölgelerde oturmaları veya zirai faaliyetlerini icra etmeleri serbest görünse de yetkili komutanlığın talebi üzerine bu temel özgürlükler tamamen sınırlandırılabilmektedir.
Yabancıların Taşınmaz Edinimindeki Kesin Hukuki Yasaklar
Söz konusu hukuki kısıtlamaların en mutlak ve istisnasız şekilde uygulandığı alanların başında yabancı uyruklu kişilerin gayrimenkul edinimleri gelmektedir. Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin tapusunda Askeri Güvenlik Bölgesi Şerhi barındıran alanlarda mülkiyet hakkı kazanması hiçbir hukuki yolla mümkün değildir. İlgili kanun maddeleri bu konuda son derece katı ve yoruma kapalı olup, kamulaştırılmayan özel mülkiyete ait mallar yabancı uyruklu gerçek kişilere satılamaz, devredilemez ve mülkiyet hakkı kısıtlanamaz. Bu kesin yasağa aykırı olarak memur hatasıyla sehven tesis edilen tapu devir işlemleri hukuken mutlak butlanla batıl kabul edilmekte ve geçmişe dönük olarak derhal iptal edilmektedir.
Yabancı uyruklu sivil şahıslar özel idari izin almadan bu alanlara geçici turistik amaçla dahi giremez veya bu arazilerde ticari olarak çalışamazlar. Tapu işlemleri sırasında yabancı uyruklu bir potansiyel alıcının devralmak istediği arsanın konumu, tapu müdürlükleri tarafından yetkili askeri komutanlıklara sistem üzerinden resmi yazı yazılarak doğrudan sorgulanır. İlgili gayrimenkulün stratejik sınırlar içinde kaldığının resmi kurumlarca tespiti halinde devir işlemi tapu sicil müdürleri tarafından tereddütsüz olarak kesin olarak reddedilir. Yabancı sermayeli Türk şirketlerinin bu tarz alanlardaki yatırım amaçlı edinimleri de genelkurmay veya yetkilendirdiği makamların çok katı iznine ve denetimine bağlanmıştır. Tapu mevzuatı yabancıların ülke genelindeki taşınmaz edinimlerini otuz hektar gibi genel sınırlamalara tabi tutarken, korunması gereken alanlardaki bu yasaklar genel sınırlamaların da ötesinde mutlak bir emredici norm ifade eder. Şayet bir yabancının geçmişte usulüne uygun edindiği taşınmaz sonradan bu yasal kapsam alanına dahil edilirse, yabancılara ait mülklerin tasfiyesine karar vermeye doğrudan cumhurbaşkanı yetkili kılınmıştır.
Anayasa Mahkemesi İhlal Kararları ve Mülkiyet Hakkı
Devletin mülkiyet hakkına yaptığı müdahalelerin anayasal sınırlara, hukukun üstünlüğü ilkesine ve ölçülülük kriterlerine uygun olup olmadığı konusu Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla çok net olarak şekillenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının otuz beşinci maddesi herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğunu, bu temel hakların ancak kamu yararı amacıyla ve mutlaka kanunla sınırlanabileceğini en üst düzeyde güvence altına almıştır. Ancak idari bir sınırlamanın kanunla yapılması tek başına anayasaya uygunluk için kesinlikle yeterli değildir. Yapılan devlet müdahalesinin aynı zamanda ölçülü olması, yani beklenen kamu yararı ile bireyin feda ettiği hakkı arasında adil bir denge kurması zorunludur.
Yakın tarihli emsal yargı kararlarına detaylıca bakıldığında, idarenin özel mülkiyete ait taşınmazlara uzun yıllar boyunca Askeri Güvenlik Bölgesi Şerhi koyması ve bunun karşılığında malike herhangi bir bedel ödememesi ağır bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilmektedir. Özellikle yüksek mahkeme genel kurulu tarafından yirmi dokuz aralık iki bin yirmi tarihinde karara bağlanan emsal nitelikteki başvuru dosyası mülkiyet hukuku açısından adeta devrim niteliğinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. İlgili somut olayda mağdur malikler, arazilerinin üzerine konulan idari kısıtlama nedeniyle tasarruf yetkilerinin süresiz olarak engellendiğini ve mülklerinin yalnızca basit tarımsal amaçlı kullanılabildiğini yargıya taşımıştır. Arazi sahipleri mülklerinin üzerine ticari konut sitesi inşa edilmesi için belediyeden resmi imar izni talebinde bulunmuş fakat bu haklı istekleri yapılacak binaların stratejik tesisin güvenliğine tehdit oluşturacağı gerekçesiyle idarece kesin olarak reddedilmiştir.
Yüksek mahkeme söz konusu kapsamlı hak ihlali incelemesinde, idarenin tesis ettiği bu işlem sonucunda maliklerin mülklerini diledikleri gibi kullanma, mülkün maddi semerelerinden yararlanma ve mülk üzerinde özgürce tasarrufta bulunma yetkilerinin fiilen ortadan kaldırıldığını tespit etmiştir. Mülkiyetin içinin tamamen boşaltıldığı bu tabloda başvurucuların yasal imar izni alamaması ve gayrimenkullerini yapılaşmaya açamaması devasa bir ekonomik değer kaybına yol açmıştır. Mahkeme bu durumu açıkça hukuka aykırı ve tamamen orantısız bir devlet müdahalesi olarak nitelendirmiştir. İdarenin bu kısıtlamayı tapuya işlerken ulusal güvenlik gibi üstün bir kamu yararı gütmesi meşru bir amaç taşısa da, mülkiyet sahibine uğradığı zararı telafi edecek adil ve yeterli bir kamulaştırma bedelinin ödenmemesi anayasal ölçülülük ilkesini temelden sarsmaktadır. Toplumun geneline fayda sağlayan savunma ihtiyacının bütün finansal külfetinin, sadece o bölgede tesadüfen arsası bulunan masum bireylerin omuzlarına yüklenmesi hukukun genel ilkelerine ve fedakarlığın denkleştirilmesi prensibine açıkça aykırıdır. Bu haklı nedenlerle mahkeme anayasanın otuz beşinci maddesinin kesin olarak ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Kamulaştırmasız El Atma Davası ve Adil Bedel Talebi
Mülkiyet hakkı süresiz, belirsiz ve bedelsiz olarak kısıtlanan taşınmaz maliklerinin maddi zararlarını gidermek amacıyla idareye karşı başvurabileceği en etkili ve kesin hukuki yol kamulaştırmasız el atma davası açmaktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının kırk altıncı maddesi uyarınca devlet veya kamu tüzel kişileri özel mülkiyetteki bir taşınmazı ancak gerçek serbest piyasa karşılığını nakit ve peşin olarak ödemek şartıyla kamulaştırabilir. İdarenin yasal bir resmi kamulaştırma kararı dahi alıp hiçbir bedel ödemeksizin taşınmaza fiilen el koyması veya tapu kaydına kalıcı kısıtlamalar getirerek imar uygulamalarını fiilen dondurması, yerleşik yargı içtihatlarında hukuki el atma niteliğinde ağır haksız fiil olarak kesin kabul görmektedir. Hukuki el atmalarda idare taşınmazı fiziken işgal etmese dahi, malikin hukuki ve fiili tasarruf yetkisini elinden aldığı için tam bir mali tazminat sorumluluğu doğmaktadır.
Fiili el atma durumlarında idare özel şahsa ait araziyi bedelsiz işgal ederek üzerine yol, bina veya güvenlik tesisleri inşa etmektedir. Hukuki el atmalarda ise idare sahada hiçbir fiziksel işlem yapmamasına rağmen arazinin imar durumunu kağıt üzerinde dondurarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmektedir. Her iki ihlal türünde de asliye hukuk mahkemelerinde bedel davası olarak isimlendirilen çok kapsamlı bir tazminat davası ikame edilmelidir. Bu kritik davada temel yasal talep, taşınmazın idarece kısıtlanması ve imara kapatılması nedeniyle ortaya çıkan güncel ekonomik rayiç değerinin eksiksiz olarak mülk sahibine ödenmesidir. Dava sürecinde görevli mahkeme taşınmazın güncel piyasa niteliğini ve değerini tespit etmek üzere gayrimenkul değerleme uzmanları, harita mühendisleri ve hukukçulardan oluşan bağımsız ve uzman bir bilirkişi heyeti görevlendirir. Bilirkişiler taşınmazın stratejik konumu, serbest piyasadaki emsal alım satım bedelleri, metrekaresi, güncel altyapı hizmetlerinden yararlanma durumu ve çevresel ticari özelliklerini dikkate alarak son derece teknik bir rapor hazırlamakla yükümlüdür.
Kamulaştırmasız el atma davalarında hesaplanan maddi tazminat, taşınmazın dava tarihindeki serbest piyasa ekonomik koşullarında ulaşabileceği en yüksek güncel bedel üzerinden belirlenir. Arazinin geçmiş yıllardaki eski alış değeri kesinlikle dikkate alınmaz. Görevli mahkeme hazırlanan teknik rapor doğrultusunda taşınmazın gerçek rayiç bedeline ve dava açılış tarihinden itibaren işletilecek yasal kanuni faizine hükmeder. Mahkemece belirlenen bu adil tazminat bedelinin arazi malikine tam olarak ödenmesiyle eş zamanlı şekilde, ilgili taşınmazın tapudaki eski mülkiyeti malik üzerinden terkin edilerek davalı kamu idaresi adına resmen tescil edilir. Bu davalar devlet idaresinin haksız haksız eylemine dayandığı için teorik olarak çok karmaşık hukuki özellikler taşır. Görevli ve yetkili mahkemenin tespiti, davanın doğru idareye yöneltilmesi, maktu veya nispi dava harçlarının hesaplanması gibi çok sayıda usuli detay barındırdığından, tüm dava sürecinin mutlak surette tecrübeli bir gayrimenkul avukatı aracılığıyla yürütülmesi zaruridir.
İdare Mahkemelerinde İptal ve Tam Yargı Davaları
Sadece özel hukuk çerçevesinde değil, mülki idarenin tesis ettiği işlemlerin bizatihi hukuka aykırılığı iddiasıyla açılacak idari davaların mutlak adresi idari yargı merciileridir. Yetkili askeri makamların, genelkurmay başkanlığının veya ilgili valiliklerin belirli bir araziyi stratejik koruma alanı ilan etme veya mevcut yasal sınırları tek taraflı genişletme kararlarının yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden idare hukuku prensiplerine aykırı olması durumunda derhal iptal davası açılması zorunlu hale gelir.
İdari işlemin iptali davası görevli ve yetkili idare mahkemelerinde idari yasağın yani tapudaki resmi kısıtlamanın kişiye tebliğinden veya yazılı olarak öğrenilmesinden itibaren genel idari dava açma süresi olan altmış gün içinde açılmalıdır. Bu altmış günlük başvuru süresi kanunen kesin ve hak düşürücü nitelikte olup sürenin ihmal edilerek kaçırılması, davanın mahkemece doğrudan usulden reddedilmesi kesin sonucunu doğurur ve davanın esasına girilmesini tamamen engeller. İptal davalarında mahkeme heyeti, tesis edilen işlemin kamu yararı ve idari hizmet gerekleri doğrultusunda tamamen objektif kıstaslarla alınıp alınmadığını, o bölgenin gerçekten özel bir korumaya ihtiyaç duyup duymadığını teknik bilirkişiler aracılığıyla titizlikle denetler.
Yargısal sürecin bir diğer ayağı olarak, idari eylem ve işlemler nedeniyle anayasal mülkiyet hakları kısıtlanarak doğrudan zarara uğrayan gayrimenkul sahipleri iptal davasının yanı sıra bağımsız olarak tam yargı davası yoluyla nakdi maddi tazminat talep edebilirler. Tam yargı davalarında idarenin kamu hizmetini yürütürken kusurlu davranması, idare hukukundaki adıyla ağır hizmet kusuru işlemesi veya kusursuz sorumluluk ilkelerinin doğması en temel esastır. Hukuka aykırı olarak başlatılan veya makul kanuni süreyi aşarak inatla devam eden bir kısıtlama işlemi nedeniyle taşınmazın piyasa değer kaybetmesi veya yapılması planlanan ticari konut yatırımlarının mecburen durması, ispatlanabilir somut ve kesin bir maddi zarar oluşturur. İdare mahkemelerinde görülen tam yargı davalarında talep edilen zararın kesinleşmiş, ölçülebilir ve açıkça hesaplanabilir nitelikte olması kanuni şartı aranır. Henüz doğmamış, spekülatif veya varsayımsal ticari kâr kayıpları idari yargı yerlerince kesinlikle tazminata konu edilmez. İdari yargılama usulü baştan sona yazılılık ilkesine dayandığından tanık beyanlarından ziyade dava dilekçelerinin, kurumlar arası resmi yazışmaların ve tapu sicil kayıtlarının hukuki bir dille en şeffaf şekilde ortaya konması davanın başarıyla kazanılması açısından en hayati unsurdur.
Askeri Güvenlik Bölgesi Şerhi Ceza Hukuku Kapsamında İhlal Suçları ve Yaptırımlar
Konu yalnızca mülkiyet edinimleri ve gayrimenkul idare hukuku ile sınırlı kalmayıp, idari kısıtlamaların ihlali çok ağır ceza hukuku yaptırımlarını da beraberinde getirmektedir. Özel şahısların devletin güvenliği için ayrılmış bu korunaklı askeri alanlara izinsiz ve kuralsız olarak girmesi Türk Ceza Kanununda açıkça hapis cezasını gerektiren bir suç olarak tanımlanmıştır. Yasa koyucu bu düzenlemeyle doğrudan doğruya devletin askeri yararları, ulusal güvenliği ve devlet sırlarının gizliliği mefhumunu korumayı amaçlamıştır.
İlgili ceza kanununun üç yüz otuz ikinci maddesine göre devletin askeri yararı gereği girilmesi kesin emirlerle yasaklanmış olan yerlere gizlice veya hileli yollarla giren şüpheli fail, iki yıldan beş yıla kadar uzanan ciddi bir hapis cezası ile yargılanır. Ancak her fiziksel giriş fiili mahkemelerce otomatik olarak suç oluşturmaz. Ceza yargılamasında fiilin cezalandırılabilir bir suç sayılabilmesi için basit taksir, dikkatsizlik veya ihmal yeterli görülmemiş, kanunda özel bir kast unsuru aranmıştır. Failin yasaklı bölgeye konulan her türlü fiziki uyarı tabelasını veya hukuki tedbiri bilerek ve isteyerek aşarak gizlice girmesi gerekmektedir. Veyahut sahte güvenlik belgesi kullanmak, resmi görevli izlenimi yaratmak için askeri kamuflaj giymek gibi planlı aldatıcı vasıtalar kullanarak hileli yollarla sızması şart koşulmuştur.
Ormanda sadece yolunu kaybederek tabelaları karanlıkta fark etmeyerek veya tamamen yanlışlıkla sınır telinden içeri giren sivil vatandaşlar açısından bu ağır suçun yasal maddi unsurları mahkemede oluşmayacaktır. İşlenen ihlal fiilinin ülke genelinde savaş veya seferberlik zamanında gerçekleştirilmesi halinde ise kanun koyucu devlet güvenliğini çok daha sıkı korumak amacıyla özel bir ağırlaştırıcı neden öngörmüş ve hapis cezasının alt sınırını doğrudan üç yıla, üst sınırını ise acımasızca sekiz yıla çıkarmıştır. Bu tarz ciddi ve sicili bozacak suçlamalarla karşı karşıya kalan kişilerin ceza yargılamaları adli yargı kolunda Asliye Ceza Mahkemelerinde detaylıca yapılmaktadır. Ceza davalarında kişinin hürriyetini bağlayıcı, memuriyete girişini tamamen engelleyici ve adli siciline silinmez şekilde işleyici çok ağır yaptırımlar söz konusu olduğundan, şüpheli veya sanık konumundaki kişilerin alanında uzman bir ceza avukatıyla etkin bir ceza savunması yapmaları son derece elzemdir.
Askeri Güvenlik Bölgesi Şerhi Tapudan Nasıl Kaldırılır?
Tapu kütüğüne idarece resmi olarak işlenmiş olan bu mülkiyet kısıtlamasının hukuken kaldırılması için öncelikle kararı bizzat tesis eden kuruma, Milli Savunma Bakanlığına veya ilgili yetkili garnizon komutanlıklarına detaylı ve hukuki gerekçeli yazılı bir idari başvuru yapılması yasal bir zorunluluktur. İdarenin geçen zaman içinde o bölgedeki güvenlik ihtiyacının tamamen ortadan kalktığına resmi kanaat getirmesi veya stratejik bölge sınırlarının daraltılarak söz konusu arazinin yasal kapsam dışı bırakılması halinde kısıtlama kurum tarafından resen iptal edilebilir. Şayet mülki idare avukatınız aracılığıyla yapılan bu hukuki başvuruyu otuz gün içinde cevap vermeyerek zımnen reddederse veya doğrudan açıkça ret kararı tebliğ ederse, bu ret işleminin kişiye tebliğinden itibaren altmış günlük kesin hak düşürücü yasal süre içerisinde idare mahkemelerinde idari işlemin iptali davası ivedilikle açılmalıdır. Mahkemeden resmi işlemin hükümsüz kılınması talep edilerek gayrimenkulün üzerindeki idari ipoteğin çözülmesi sağlanır. Hukuki süreç son derece sıkı usuli süreler ve teknik jargonlar içerdiğinden mutlaka avukatlık hizmetiyle takip edilmelidir.
Şerh Bulunan Taşınmaz Üçüncü Kişilere Satılabilir Mi?
Mülkiyetin tapuda devri konusunda Türkiye Cumhuriyeti uyruklu vatandaşlar arasında kural olarak yasal bir satış yasağı veya devir engeli bulunmamaktadır. Türk vatandaşları bu ağır kısıtlayıcı kayda rağmen taşınmazı aralarında alıp satabilir veya miras yoluyla varislerine bırakabilirler. Ancak tapu sicilindeki bu resmi beyan, alıcıya mülkün imar planı kısıtlamalarına tabi olduğunu, üzerinde kesin yapılaşma yasağı bulunduğunu ve gayrimenkul üzerindeki temel tasarruf yetkisinin mülki idarece dondurulduğunu gösteren çok ciddi resmi bir ikazdır. Taşınmazı devralan yeni yatırımcı malik, bu imar kısıtlamalarını resmi olarak bilerek, kabul ederek ve ileride doğabilecek tüm hukuki değer kayıplarını şahsen üstlenerek mülkiyeti kazanmış sayılır. Yeni malikin ileride idareden habersizdim veya kandırıldım deme yasal hakkı yoktur. Yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere ise hiçbir koşulda ve hiçbir tutarla satış yapılması kanunen mümkün değildir, tapu sicil müdürlükleri bu yöndeki yabancı devir taleplerini kanunun emredici hükümleri gereği anında reddetmektedir.
Tazminat Davalarında Görevli Mahkeme Neresidir?
Kamu idaresinin yasal bir kamulaştırma işlemi kararı almadan, gayrimenkul sahibine adil rayiç bedel ödemeksizin taşınmaz sicili üzerine kalıcı kısıtlamalar koyarak imar uygulamasını süresiz dondurması neticesinde açılacak kamulaştırmasız el atma tazminat davalarında yasal olarak görevli yargı mercii Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Kesin yetki kuralı gereğince davanın doğrudan taşınmazın coğrafi olarak bulunduğu yerdeki adliyede açılması usuli bir kanuni zorunluluktur. Yanlışlıkla idari yargıda, görevsiz veya yetkisiz bir hukuk mahkemesinde dava dilekçesinin verilmesi, yargılama sürecini yıllarca sürüncemede bırakacağı ve enflasyon karşısında telafisi çok zor ekonomik hak kayıplarına neden olacağı için dava şartlarına titizlikle riayet edilmesi büyük önem taşımaktadır. Hak kaybı yaşamamak adına dava açılmadan evvel uzman bir hukuk bürosuna danışılması dava ekonomisi açısından kritik rol oynar.
Askeri Güvenlik Bölgesi Şerhi Sonuç
Mülkiyet hakkının kamu yararı ve ulusal güvenlik gerekçesiyle dahi olsa devlet tarafından ölçüsüzce, hiçbir adil bedel ödenmeksizin ve ucu açık bir zaman diliminde sınırlandırılması, anayasal temel hak güvenceleriyle ve modern hukuk devleti ilkeleriyle kesinlikle bağdaşmayan çok ağır ekonomik sonuçlar yaratmaktadır. Bir özel mülkiyet taşınmazının üzerine Askeri Güvenlik Bölgesi Şerhi konulması, sahibinin o mülk üzerindeki inşaat yapma, özgürce tasarrufta bulunma ve büyük çaplı ticari yatırım yapma anayasal haklarını tamamen askıya almakta ve gayrimenkulün serbest piyasa değerini büyük ölçüde eriterek maliki mağdur etmektedir. Devletin askeri savunma ve güvenlik politikaları son derece meşru, gerekli ve üstün nitelikli olsa dahi, alınan bu makro devlet politikalarının milyonlarca liralık mali faturası, orantısız idari kısıtlamalarla sadece mülk sahibi sade vatandaşın sırtına haksızca yüklenemez. Mülkünüzün değerinin devletin idari kararları yüzünden sıfırlanmasına göz yummak zorunda değilsiniz.
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın emsal teşkil eden en güncel yüksek mahkeme içtihatları, adil rayiç bedeli ödenmeksizin yıllarca süren bu fiili ve hukuki mülkiyet kısıtlamalarını açıkça anayasal mülkiyet hakkı ihlali saymakta ve mülk sahibine gayrimenkulün güncel ekonomik değeri üzerinden tam bir nakdi tazminat ödenmesini devlete emretmektedir. Bu tarz ağır ekonomik mağduriyetlerin giderilmesi için kamu idaresine karşı açılacak kamulaştırmasız el atma davaları, resmi işlemlerin iptali davaları veya tam yargı tazminat davaları sıradan bir hukuk bilgisinin çok ötesindedir. İdari yargılama usulü, gayrimenkul rayiç değerleme teknikleri ve tazminat hukuku esasları yönünden derin ve profesyonel bir teknik birikim ile özel dava tecrübesi gerektirir. Mahkemelerde koskoca devlet kurumlarına ve mülki idareye karşı yürütülecek bu zorlu ve meşakkatli hukuk mücadelesinde dava dilekçelerinin usulüne uygun şekilde kusursuzca hazırlanması, idarenin yersiz itirazlarına anında hukuki cevap verilmesi, gayrimenkul bilirkişi raporlarındaki muhtemel hesaplama hatalarına teknik itirazların sunulması şarttır.
Eğer siz de mülkünüz üzerinde böyle ağır bir devlet kısıtlamasıyla karşı karşıyaysanız haklarınızı aramak için zaman kaybetmemelisiniz. Tüm bu karmaşık, kısa hak düşürücü sürelere tabi ve yüksek uzmanlık gerektiren zorlu dava süreçlerinin mülk sahibi lehine başarıyla sonuçlanması için sürecin en başından itibaren profesyonel bir ekiple titiz bir şekilde yönetilmesi gereklidir. Mülkiyetinizin hakkı olan gerçek finansal bedelin faiziyle birlikte devletten tahsil edilebilmesi için emsal nitelikteki gayrimenkul uyuşmazlıklarına yılların tecrübesiyle hakim bir Avukat İstanbul arayışınızda alanında lider olan hukuk büromuzdan derhal profesyonel destek almanız büyük önem taşır. Mülkiyetinize yönelik bu tarz ağır idari müdahalelere karşı yasal dava açma sürelerini kaçırmadan hukuki süreci başlatmanız ve ekonomik haklarınızı uzman bir Avukat İstanbul vasıtasıyla derhal güvence altına almanız, ileride aileniz için doğabilecek daha büyük, içinden çıkılamaz ve telafisi imkansız finansal zararların kesinlikle önüne geçecektir. Tüm idari başvuru, dava ve tazminat takip işlemleriniz için Av. Tolga Çelik Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak Mecidiyeköy Mahallesi, Mecidiyeköy Yolu Cd. Elbir İş Merkezi No:6 Kat:9 Daire:11, 34381 Şişli/İstanbul adresimizde potansiyel müvekkillerimize en üst düzey profesyonel gayrimenkul ve idare hukuku danışmanlığı hizmetini sunmaktayız.