Evlilik birliği devam ederken başka bir kişiden hamile kalma durumu, taraflar ve aileleri için son derece hassas, duygusal olarak yıpratıcı ve hukuki açıdan oldukça karmaşık bir süreçtir. Bu durumla karşı karşıya kalan kişiler, genellikle büyük bir belirsizlik ve endişe içinde, evliyken başkasından hamile kalmanın cezası ne olduğunu ve kendilerini nelerin beklediğini anlamaya çalışır. Toplumda yaygın olan yanlış kanılar, özellikle “ceza” kelimesinin yarattığı korku, bu süreci daha da zorlaştırabilir. Bu makalenin temel amacı, evliyken başkasından hamile kalmanın cezası olarak bilinen bu zorlu durumun hukuki boyutlarını net bir şekilde aydınlatmak, mevcut yanılgıları düzeltmek ve bu süreçte atılması gereken adımlar konusunda güvenilir bir yol haritası sunmaktır. Unutulmamalıdır ki, bu durumun modern Türk hukukundaki karşılığı bir hapis veya para cezası değil, Medeni Hukuk kapsamında ele alınan çok ciddi ve katmanlı hukuki sonuçlardır.
Evliyken Başkasından Hamile Kalmanın Cezası Bir Suç mudur?
Bu konudaki en temel ve en çok merak edilen soruya net bir cevapla başlamak gerekir: Hayır, evliyken başkasından hamile kalmak veya genel olarak zina eylemi, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında bir suç değildir. Bu eylem için hapis cezası veya adli para cezası gibi bir cezai yaptırım uygulanmaz. Dolayısıyla, evliyken başkasından hamile kalmanın cezası bir hapis cezası değildir. Bu durum, birçok kişi için şaşırtıcı olsa da, Türk hukuk sisteminin geçirdiği evrimin doğal bir sonucudur.
Zinanın Suç Olmaktan Çıkarılması
Türkiye’de zinanın hukuki statüsü zaman içinde önemli değişiklikler göstermiştir. 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte olan eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, zinayı bir suç olarak düzenlemekteydi. Ancak bu düzenleme, Anayasa’nın en temel ilkelerinden biri olan “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırılıklar barındırıyordu. Eski kanun, kadın ve erkeğin zinası arasında belirgin bir ayrım yapmaktaydı. Kadının tek bir evlilik dışı cinsel ilişkisi suç sayılırken, erkeğin zinasının suç olarak kabul edilmesi için “karı-koca gibi geçinmek üzere evinde bir kadın tutması” gibi çok daha ağır ve ispatı zor bir şart aranıyordu.
Bu eşitsizlik, Anayasa Mahkemesi’nin önüne taşınmıştır. Yüksek Mahkeme, yaptığı incelemeler sonucunda Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu doğrultuda, önce erkeğin zinasını düzenleyen 441. madde 1996 yılında, ardından kadının zinasını düzenleyen 440. madde 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
Bu iptal kararlarının ardından, 26 Eylül 2004’te kabul edilen ve 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda zinaya bir suç olarak hiç yer verilmemiştir. Böylece zina, Türk hukukunda tamamen suç olmaktan çıkarılmıştır. Bu değişim, devletin “kamu ahlakını” ceza hukuku aracılığıyla koruma rolünden, evlilik içi sadakat yükümlülüğünü Medeni Hukuk alanında düzenlemeye geçişini simgelemektedir. Artık bu konudaki yaptırımlar, devletin cezai takibatı yerine, aldatılan eşin açacağı özel hukuk davaları ile gündeme gelmektedir.
“Ceza” Kavramının Medeni Hukuktaki Karşılığı
Zinanın bir suç olmaması, hukuken sonuçsuz olduğu anlamına gelmez. Aksine, hukuki sonuçları oldukça ağırdır. Buradaki evliyken başkasından hamile kalmanın cezası veya “yaptırım” kavramı, ceza hukuku anlamında değil, Türk Medeni Kanunu (TMK) çerçevesinde ortaya çıkan sonuçlardır. Bu sonuçlar; boşanma, yüksek miktarda maddi ve manevi tazminat, nafaka hakkının kaybı ve mal paylaşımında payın azaltılması veya tamamen kaldırılması gibi çok ciddi mali ve kişisel hak kayıplarını içerir. Dolayısıyla, endişelenilmesi gereken bir hapis cezası değil, evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte ortaya çıkacak olan bu ağır medeni hukuk yaptırımlarıdır.
Evliyken Başkasından Hamile Kalmanın Cezası Olarak Boşanma Davası
Evliyken başkasından hamile kalmanın cezası olarak aldatılan eş, kanunun en kesin ve güçlü boşanma sebeplerinden birine dayanarak dava açma hakkına sahip olur. Bu süreç, Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen zina nedeniyle boşanma davası ile başlar.
Zinanın Hukuki Tanımı ve Mutlak Boşanma Sebebi Olması
Hukuken zina, evlilik birliği devam ederken eşlerden birinin, eşi dışında bir kişiyle kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girmesidir. Zinanın, diğer boşanma sebeplerinden temel bir farkı vardır: mutlak bir boşanma sebebi olmasıdır. Bu şu anlama gelir: Zina eyleminin varlığı mahkemede kanıtlandığı anda, hakimin ayrıca evlilik birliğinin bu durumdan dolayı temelinden sarsılıp sarsılmadığını veya ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediğini araştırmasına gerek yoktur. Zinanın ispatı, boşanma kararı için tek başına yeterlidir. Bu durum, davayı açan aldatılmış eşe çok önemli bir usuli avantaj sağlar ve davanın odağını “boşanma kararı”ndan ziyade “boşanmanın mali ve velayete ilişkin sonuçları”na kaydırır.
Hamileliğin İspat Gücü
Evli bir kadının, kocasından başka bir erkekten hamile kalması, zina eyleminin gerçekleştiğine dair en kesin, en somut ve çürütülmesi neredeyse imkansız olan delildir.8 Bu durumda, aldatılan eşin başka bir delil sunmasına gerek kalmaz. Hamilelik durumu, tek başına zinanın varlığını ispatlar. Gerekli görülmesi halinde, doğacak çocuğun babasının kim olduğunun bilimsel olarak teyit edilmesi için DNA testi de önemli bir delil olarak kullanılabilir.
Dava Açma Şartları ve Süreler
Zina sebebine dayanarak boşanma davası açmak, kanunda çok katı sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin kaçırılması, dava hakkının kaybına yol açar:
- Hak Düşürücü Süreler: Aldatılan eş, zinayı öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde ve her halükarda zina eyleminin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde bu davayı açmalıdır (TMK m. 161). Bu süreler hak düşürücüdür, yani hakim tarafından re’sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Süreler geçtikten sonra aynı zina eylemine dayanarak dava açmak mümkün değildir.
- Af: Kanun, affeden tarafın dava hakkı olmadığını açıkça belirtir. Af, açık bir irade beyanıyla (“Seni affediyorum.”) olabileceği gibi, zımni (örtülü) davranışlarla da gerçekleşebilir. Örneğin, eşinin aldattığını öğrenmesine rağmen hiçbir şey olmamış gibi ortak hayata devam etmesi, birlikte tatile çıkması veya barışması, affetme olarak yorumlanabilir ve dava hakkını ortadan kaldırabilir.
Unutulmamalıdır ki, eşlerin sadakat yükümlülüğü boşanma davası açıldıktan sonra, karar kesinleşene kadar devam eder. Bu süreçte yaşanan bir evlilik dışı ilişki de zina sayılır ve yeni bir boşanma davasına konu olabilir. Zinanın varlığı için ilişkinin sürekli olması da gerekmez; tek bir cinsel birleşme dahi dava açmak için yeterlidir.
Evliyken Başkasından Hamile Kalmanın Çocuğun Statüsüne Etkisi
Evliyken başkasından hamile kalmanın cezası sadece eşleri değil, doğacak çocuğu da hukuken derinden etkiler. Türk Medeni Kanunu, bu konuda öncelikle çocuğun kimliğini ve hukuki güvenliğini korumayı amaçlayan çok güçlü bir ilke benimsemiştir.
Babalık Karinesi
Türk Medeni Kanunu’nun 285. maddesi, “Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, “babalık karinesi” olarak adlandırılır. Bu, hukuki bir varsayımdır ve kamu düzenine ilişkindir. Bu karine uyarınca, evli bir kadın kimden hamile kalırsa kalsın, doğan çocuk yasal olarak kocanın çocuğu sayılır ve onun nüfusuna kaydedilir. Bu ilkenin temel amacı, doğan her çocuğa derhal yasal bir kimlik, bir aile ve hukuki bir statü kazandırmaktır. Biyolojik gerçeklik, bu aşamada ikinci plandadır. Hukuk, çocuğun menfaatini ve toplumsal istikrarı ön planda tutarak, önce yasal bir bağ kurar.
Soybağının Reddi Davası
Babalık karinesi, çürütülemez bir ilke değildir. Ancak bu güçlü varsayımı ortadan kaldırmanın tek bir hukuki yolu vardır: Soybağının Reddi Davası açmak. Tarafların kendi aralarında anlaşarak veya tek taraflı bir beyanla çocuğun nüfus kaydını değiştirmesi kesinlikle mümkün değildir. Bu dava, çocuğun hukuki kimliğini temelden değiştireceği için çok sıkı usul kurallarına ve sürelere tabidir.
- Kimler Dava Açabilir? Bu davayı kural olarak koca ve çocuk açabilir.
- Dava Kime Karşı Açılır? Koca davayı açarsa, davalılar anne ve çocuktur. Çocuk davayı açarsa (ergin olduktan sonra veya kendisine atanan kayyım aracılığıyla), davalılar anne ve kocadır.
- Kritik Dava Açma Süreleri: Bu davanın en önemli ve dikkat edilmesi gereken yönü hak düşürücü sürelerdir:
- Koca İçin: Koca, çocuğun doğumunu ve kendisinden olmadığını öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde bu davayı açmak zorundadır. Bu sürenin başlangıcı için sadece bir şüphe veya söylenti yeterli değildir; Yargıtay kararlarına göre kocanın, çocuğun kendisinden olmadığına dair ciddi ve inandırıcı bir bilgiye (örneğin DNA testi sonucu gibi) sahip olması gerekir.
- Çocuk İçin: Çocuk, ergin olduğu (18 yaşını doldurduğu) tarihten itibaren 1 yıl içinde bu davayı açma hakkına sahiptir.
- Gecikmede Haklı Sebep: Kanun, bu 1 yıllık sürenin kaçırılması durumunda, eğer gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa (örneğin ağır hastalık, yurt dışında esir kalma, cezaevinde olma veya Yargıtay’ın kabul ettiği üzere maddi olanaksızlık gibi), bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl içinde davanın açılabileceğini düzenlemiştir.
- Davanın Sonucu: Mahkeme, yapılacak DNA testi ve diğer deliller neticesinde çocuğun kocadan olmadığını tespit ederse, davanın kabulüne karar verir. Bu kararın kesinleşmesiyle birlikte, çocuk ile koca arasındaki soybağı, geçmişe etkili olarak yani doğum anından itibaren ortadan kalkar. Çocuğun nüfus kaydındaki baba hanesi boşaltılır ve çocuk sadece anne hanesine kayıtlı hale gelir.
Bu süreç, hukukun biyolojik gerçeklik yerine neden yasal istikrarı önceliklendirdiğini gösterir. Babalık karinesi ve soybağının reddi davasındaki katı süreler, kocayı hızlı ve kararlı bir şekilde hareket etmeye zorlar. Eğer koca bu süre içinde harekete geçmezse, hukuk, çocuğun menfaati gereği kurulan sosyal ve yasal aile bağını biyolojik gerçeğe tercih eder ve kocanın babalık statüsü, tüm hukuki sonuçlarıyla birlikte kalıcı hale gelir.
Evlilik Dışı Gebelikte Çocuğun Hukuki Durumuna İlişkin Davalar
| Dava Türü | Amacı | Kimler Açabilir? | Kime Karşı Açılır? | Dava Açma Süresi | Temel Sonucu |
| Zina Nedeniyle Boşanma Davası | Evlilik birliğini sona erdirmek ve mali sonuçlarını (tazminat, nafaka, mal paylaşımı) belirlemek. | Aldatılan eş. | Aldatan eş. | Öğrenmeden itibaren 6 ay, her halde 5 yıl. | Boşanma kararı ve kusura bağlı mali yaptırımlar. |
| Soybağının Reddi Davası | Çocuğun, kocanın çocuğu olmadığına dair yasal karineyi (babalık karinesi) çürütmek. | Koca, Çocuk. | Anne ve Çocuk (Koca açarsa); Anne ve Koca (Çocuk açarsa). | Koca için: Öğrenmeden itibaren 1 yıl. Çocuk için: Ergin olunca 1 yıl. | Çocuk ile koca arasındaki soybağının ortadan kalkması. |
| Babalık Davası | Çocuk ile biyolojik baba arasında hukuki soybağı kurmak. | Anne, Çocuk. | Biyolojik baba (veya mirasçıları). | Doğumdan itibaren 1 yıl (haklı sebeple uzayabilir). | Çocuk ile biyolojik baba arasında soybağı kurulur; nafaka ve miras hakkı doğar. |
Evliyken Başkasından Hamile Kalmanın Cezası
Zina, evlilik birliğine karşı işlenmiş en ağır kusurlardan biri olarak kabul edildiği için, evliyken başkasından hamile kalmanın cezası en çok mali alanda kendini gösterir. Aldatan eş, ciddi mali kayıplarla karşı karşıya kalabilir.
Maddi ve Manevi Tazminat
Aldatılan eş, zina eylemi nedeniyle ağır kusurlu olan diğer eşten hem maddi hem de manevi tazminat talep edebilir.
- Maddi Tazminat: Aldatılan eşin, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin (örneğin, evlilik sayesinde elde edilen yaşam standardı, eşin maddi desteği vb.) zedelenmesi nedeniyle talep edilir.
- Manevi Tazminat: Zina eyleminin, aldatılan eşin kişilik haklarına (onur, şeref, saygınlık) yönelik ağır bir saldırı olması nedeniyle talep edilir. Zinanın varlığı, genellikle yüksek miktarda manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bir sebeptir.
Nafaka Hakkı
Nafaka, kusur durumundan doğrudan etkilenir:
- Yoksulluk Nafakası: Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer eşten süresiz olarak yoksulluk nafakası talep edebilir. Ancak, zina yapan ve bu nedenle boşanmada ağır kusurlu bulunan eş, diğer eşten yoksulluk nafakası talep edemez.
- İştirak Nafakası: Bu nafaka, velayeti kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması amacıyla ödediği nafakadır. İştirak nafakası, eşlerin kusur durumundan tamamen bağımsızdır ve doğrudan çocuğun menfaatine yöneliktir. Bu nedenle, velayeti alan taraf zina yapmış olsa dahi, diğer eşten çocuk için iştirak nafakası talep etme hakkına sahiptir.
Mal Paylaşımı ve Artık Değer Payının Azaltılması
Evliyken başkasından hamile kalmanın cezası olarak nitelendirilebilecek en ağır ve en önemli mali sonuç mal paylaşımı aşamasında ortaya çıkar. Türkiye’de yasal mal rejimi “edinilmiş mallara katılma rejimi”dir. Bu rejime göre, evlilik birliği içinde edinilen malların (maaş, prim, gayrimenkul geliri vb. ile alınan mallar) değeri, boşanma durumunda eşler arasında yarı yarıya paylaşılır.
Ancak, Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesinin 2. fıkrası, bu kurala çok önemli bir istisna getirir:
“Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.”.
Bu hükmün uygulanabilmesi için iki kritik şart vardır:
- Boşanma kararının mutlaka zina (TMK m. 161) veya hayata kast (TMK m. 162) sebebine dayalı olarak verilmiş olması gerekir. Eğer dava zina iddiasıyla açılmış olsa bile, hakim “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” (TMK m. 166) gibi genel bir nedenle boşanmaya karar verirse, bu madde uygulanamaz. Bu nedenle, boşanma davasının hangi gerekçeyle sonuçlandığı hayati önem taşır.
- Hakim, “hakkaniyet” çerçevesinde bir değerlendirme yapar. Zinanın işleniş şekli, evliliğin süresi, diğer eşin durumu gibi faktörleri göz önünde bulundurarak, aldatan eşin normalde alması gereken %50’lik payı daha düşük bir orana indirebilir veya tamamen ortadan kaldırabilir (%0 yapabilir). Bu durum, aldatan eşin evlilik boyunca edinilen mal varlığı üzerindeki tüm hakkını kaybetmesi anlamına gelebilir.
Evliyken Başkasından Hamile Kalmanın Cezası Velayeti Etkiler mi?
Boşanma davalarının en hassas ve duygusal yönü, şüphesiz ki müşterek çocukların velayetidir. Toplumda evliyken başkasından hamile kalmanın cezası olarak velayetin kesin kaybedileceği gibi yaygın bir kanı bulunsa da, hukuki gerçeklik bundan farklıdır.
Çocuğun Üstün Yararı
Velayetle ilgili tüm kararlarda mahkemenin dikkate aldığı tek ve mutlak kriter, “çocuğun üstün yararı” ilkesidir. Bu ilke, çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin en iyi şekilde nerede ve kiminle sağlanacağını ifade eder. Eşlerin birbirlerine karşı işledikleri kusurlar (zina dahil), çocuğun üstün yararını doğrudan ve olumsuz etkilemediği sürece velayet kararında belirleyici olmaz. Hukuk sistemi, “kötü bir eş” olmanın otomatik olarak “kötü bir ebeveyn” olmak anlamına gelmediğini kabul eder.
Zina ve Velayet İlişkisi
Bu temel ilke doğrultusunda, zina yapmış olmak, tek başına velayeti kaybetmek için yeterli bir sebep değildir. Yargıtay’ın bu konudaki içtihatları son derece istikrarlıdır. Mahkeme, hangi ebeveynin çocuğa daha istikrarlı bir yaşam ortamı, daha iyi eğitim imkanları, daha fazla sevgi, şefkat ve ilgi sunabileceğini değerlendirir.
Velayetin Kaybedilebileceği Durumlar
Zina eden eşin velayeti kaybetmesi ancak şu gibi durumlarda söz konusu olabilir: Eğer zina eylemi ve bu eylemin ardından sürdürülen yaşam tarzı, çocuğun ahlaki, psikolojik veya fiziksel gelişimine somut bir zarar verdiğinin ispatlanması gerekir. Örneğin:
- Zina eden eşin, evlilik dışı ilişkisini çocuğun gözü önünde yaşaması,
- Çocuğun yaşadığı eve sürekli farklı partnerler getirilerek istikrarsız ve güvensiz bir ortam yaratılması,
- Sürdürülen bu yaşam tarzı nedeniyle çocuğun bakımının, eğitiminin ve temel ihtiyaçlarının ihmal edilmesi.
Bu gibi durumlar tanık beyanları, sosyal hizmet uzmanı raporları ve diğer delillerle ispatlandığı takdirde, mahkeme çocuğun üstün yararı gereği velayetin aldatan eşe verilmemesine karar verebilir. Ancak ispat yükü, bunu iddia eden taraftadır.
Miras Hakkı ve Biyolojik Baba ile Hukuki Bağ
Evliyken başkasından hamile kalmanın cezası ve sonuçları, çocuğun gelecekteki miras haklarını da doğrudan belirler. Bu süreç, adım adım ilerleyen hukuki işlemlerle şekillenir.
Mevcut Durum (Soybağı Reddedilmeden Önce)
Soybağının reddi davası açılıp kesinleşmediği sürece, çocuk hukuken kocanın çocuğu olarak kabul edilir. Bu nedenle, çocuk kocanın yasal mirasçısıdır ve kocanın diğer çocukları varsa onlarla eşit miras payına sahiptir. Koca vefat ettiğinde, nüfusunda kayıtlı olan bu çocuk, mirastan yasal hakkını alır.
Soybağının Reddi Sonrası
Soybağının reddi davasının kabul edilip kararın kesinleşmesiyle birlikte, çocuk ile koca arasındaki hukuki soybağı ortadan kalkar. Bu durumun en önemli sonuçlarından biri, çocuğun kocaya karşı olan mirasçılık sıfatını kaybetmesidir. Artık bu çocuk, yasal olarak kocanın mirasçısı değildir.
Biyolojik Baba ile Hukuki Bağın Kurulması: Babalık Davası
Çocuğun hukuki olarak babasız kalmaması ve biyolojik babasıyla yasal bir bağ kurabilmesi için yeni bir dava açılması gerekir. Bu dava, **”Babalık Davası”**dır (TMK m. 301).
- Bu dava, soybağının reddi kararından sonra anne veya çocuk (kayyım aracılığıyla) tarafından biyolojik babaya karşı açılır.
- Davanın kabul edilmesiyle, mahkeme kararıyla çocuk ile biyolojik baba arasında hukuken soybağı kurulmuş olur.
- Yeni Hakların Doğuşu: Bu karar, çocuk için yepyeni bir hukuki statü ve haklar doğurur. Çocuk, biyolojik babanın nüfusuna kaydedilir, onun soyadını alabilir ve en önemlisi, biyolojik babasının yasal mirasçısı haline gelir. Ayrıca, çocuk için biyolojik babadan iştirak nafakası talep etme hakkı doğar. Anne de bu dava kapsamında doğum masrafları gibi bazı giderleri biyolojik babadan talep edebilir.
Bu iki aşamalı süreç (önce soybağının reddi, sonra babalık davası), hukukun çocuğun kimliğini ve haklarını korumak için ne kadar dikkatli ve yapılandırılmış bir yol izlediğini göstermektedir.
Evliyken Başkasından Hamile Kalmanın Cezası Sonuç
Özetle, evliyken başkasından hamile kalmanın cezası, modern Türk hukukunda bir hapis cezası değildir. Ancak bu durum, Medeni Hukuk alanında zincirleme ve son derece ciddi sonuçlar doğuran, evlilik birliğini temelden sarsan ağır kusurlu bir eylemdir. Bu sonuçlar, zina sebebine dayalı boşanma, yüksek miktarda maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası hakkının kaybı ve en önemlisi, edinilmiş mallardaki payın azaltılması veya tamamen kaldırılması gibi ağır mali yaptırımları içermektedir.
Doğan çocuğun hukuki statüsü ise, birbiriyle bağlantılı ve katı sürelere tabi olan Soybağının Reddi ve Babalık Davası gibi özel davalarla belirlenir. Velayet konusunda ise temel kriter her zaman çocuğun üstün yararı olup, zina tek başına velayetin kaybı için yeterli bir neden değildir. Bu süreç, iç içe geçmiş birden fazla davanın (boşanma, soybağı, mal paylaşımı, velayet) eş zamanlı veya ardışık olarak yönetilmesini gerektiren karmaşık bir yapıya sahiptir. Hak kaybı yaşamamak, delilleri doğru ve hukuka uygun bir şekilde sunmak ve en doğru hukuki stratejiyi belirlemek için bu alanda uzman bir İstanbul Boşanma Avukatı ile çalışmak bir tercih değil, mutlak bir zorunluluktur. Böylesine zorlu ve çok yönlü bir hukuki süreçte, deneyimli bir İstanbul Boşanma Avukatı, müvekkilinin haklarını her aşamada en etkin şekilde koruyacak ve bu karmaşık yolda en güvenilir rehber olacaktır.
Evliyken Başkasından Hamile Kalmanın Cezası Sık Sorulan Sorular
Evliyken başkasından hamile kalmanın hapis cezası var mı?
Hayır. Zina, 2004 yılında yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu ile suç olmaktan çıkarılmıştır. Bu eylemin hapis veya adli para cezası gibi bir cezai yaptırımı bulunmamaktadır. Evliyken başkasından hamile kalmanın cezası tamamen medeni hukuk kapsamındadır.
Doğan çocuk otomatik olarak kocamın nüfusuna mı kaydedilir?
Evet. Türk Medeni Kanunu’ndaki “babalık karinesi” gereği, evlilik birliği içinde doğan bir çocuğun babası, aksi mahkeme kararıyla ispatlanana kadar kocasıdır. Bu nedenle çocuk, doğduğunda otomatik olarak kocanızın nüfusuna kaydedilecektir.
Kocam, çocuğun kendisinden olmadığını öğrendikten sonra ne kadar sürede dava açmalıdır?
Kocanız, çocuğun doğumunu ve kendisinden olmadığını öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde “Soybağının Reddi Davası” açmalıdır. Bu süre hak düşürücü olup, kaçırılması halinde dava hakkını kaybeder.
Aldattığım için çocuğumun velayetini kesin olarak kaybeder miyim?
Hayır, bu kesin değildir. Velayet kararlarında mahkemenin tek baktığı kriter “çocuğun üstün yararı”dır. Aldatmış olmanız tek başına velayeti kaybetmenize neden olmaz. Ancak bu durum ve yaşam tarzınızın çocuğun gelişimine zarar verdiği ispatlanırsa, velayeti kaybetme riski ortaya çıkar.
Zina nedeniyle boşanırsak ev, araba gibi mallar nasıl paylaşılır?
Eğer boşanma kararınız mahkeme tarafından özellikle “zina” sebebine dayandırılarak verilirse, hakim evlilik içinde edinilmiş mallardaki payınızı (artık değer payı) hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Bu, evliyken başkasından hamile kalmanın cezası olarak görülebilecek en ağır mali sonuçlardan biridir.
Çocuğun gerçek babasından hukuki olarak hak talep edilebilir mi?
Evet. Öncelikle kocanıza karşı açılan “Soybağının Reddi Davası”nın kazanılması gerekir. Bu karar kesinleştikten sonra, çocuğun biyolojik babasına karşı “Babalık Davası” açılarak çocuk ile arasında yasal bağ kurulur. Bu bağ kurulduktan sonra çocuk, biyolojik babasından nafaka ve miras gibi haklar talep edebilir.